Ölüm Saati

Bir oyundan esinlenip yazdığım kısa hikaye umarım işsizsinizdir ve okuyup beğenirsiniz

Soğuk,çok soğuk.Kafamın içindeki sesleri durduramıyorum.Gözlerimi açmak istiyorum ama sanki gözkapaklarımun üzerinde bulunan tonlarca ağırlık buna engel oluyor.Nerdeyim ben ? Bu sesler de neyin nesi ? Sanki birileri koşturuyor etrafımda.Tanrım neler oluyor ? Neden gözlerimi açamıyorum?

“Desmond! Des uyan artık saat 6 oldu.”dedi Penny.Siyah deri koltuğun üstünde uyuyakalmıştı Des.Nasıl oldu da uyuyakaldı kendisi de anlamamıştı.Yavaşça yerinden doğruldu , “Gitmek zorunda mıyız ?” dedi ümitsizce.Penny’nin bakışları susması için yeterli olmuştu.Yatak odasına üstünü değiştirmeye gittiğinde “Aptal Kyle” diye söylendi kendi kendine.Bu Pazar gününü ayaklarını uzatıp evinde televizyon izleyerek geçirmek istiyordu.

Kyle , Des’in çalıştığı sigorta şirketinden arkadaşıydı.Des bu şirkete geleli tam 5 yıl olmuştu.Ve Kyle da buradaki en yakın arkadaşı.Penny ile Kyle’ın eşi Linda da bu vesileyle çok yakın iki arkadaş olmuşlardı.Bu akşam icin şehrin en zerafetli restauranlarından birinden rezervasyon yaptırmışlardı.Des her ne kadar istemese de eşi Penny’nin diretmelerine dayanamamıştı.Bu akşam o yemeğe gidecekti.

Bir anda kafamdaki sesler kesildi.Gözlerimi hafif hafif açmaya başladım.Gördüğüm şey nemden çürümüş tavandan başka bişey değildi.Virane bir klübenin içindeydim.Burnumda anlamlandırama-
dığım, ilginç bir koku vardı ve elimin üzerinde hafif bir sızı.Yattığım yatakdan kalktım.Yanımdaki
masanın üzerinde neşter , bistüri , makas gibi aletler bir tepsinin içerisinde duruyordu.Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmamakla beraber bu durumdan korkmamıs ve kabullenmiş olmam
durumu gerçekten ilginç kılıyordu.Dışarı çıktıgımda sararmıs otlar hemen klübünenin yanında da bir at ahırı bulunuyordu.Hemen aşağıda falezler ve gerçekten kızgın bir deniz.Peki ama buraya nasıl gelmiştim ?
Yürümeye başladım.Yanları çitlerle kaplı bir patikadan geçtim.Kulağıma birden belli aralıklarla duyulan bir ses gelmeye başlamıştı.Sanki hemen karşıdaki radyo kulesinden gelıyordu. Biip ,biip.
İçten içe radyo kulesine gitmek istiyordum.Sanki birileri çağırıyordu beni orda.
Peki neresiydi burası ?
Des ve Penny arabaya binip yola çıktılar.Penny’nin süslenmesi tam 1 saat sürmüştü.
Des bir an önce yemek yiyip eve dönmek istiyordu.Nihayet restaurana vardılar.Kyle ve Linda
yaklaşık on dakika önce gelmişlerdi.Nazikçe selamlaşıp masaya oturdular.Kyle yine her zamanki gibi iş yerindeki bi müşteriden bahsetmeye kalktı ki Linda “Hadi ama , burada da iş
konuşmayacaksın değil mi ? “ diyerek susturdu.Garsonu çağırıp sipariş verdiler.Masadaki herkes restauranın spesiyali olan biberli kuzu kaburga söyledi.Des ekledi “Bir şişe de kırmızı şarap.”
Yemek esnasında herkes neşeliydi Des hariç.Bir sıkıntısı olduğu herhalinden belli oluyordu.Penny fısıldadı , “Des ne oluyor neyin var ? “
Penny ile Des 7 yıldır evlilerdi.Üniversite de tanışmışlardı.Penny’nin uzun dalgalı kumral saçları daha ilk görüşte Des’i etkilemişti.3 yıl boyunca üniversitede beraber olup mezun olduktan 1 yıl sonra da evlenmişlerdi.Des 32 yaşındaydı Penny ise 30.7 yıldır evli olmalarına
rağmen hala çocukları yoktu ve bunun nedeni ise Penny’nin çocuk istememesiydi.Des ne kadar istese ısrar etse , Penny kariyerimin bu noktasında çocuk sahibi olamam diyerek geçiştiryordu.Penny profesyonel voleybolcuydu ve çocuk sahibi olmak onun için gerçekten kariyerinin sonu demekti. Oda bunu istemiyordu.Des bu sabah koşmak için çıktığında kızını ve oğlunu parka çıkaran bir adam görmüştü.Yaşı 32 ye gelmişti ve hala baba olma duygusunu yaşayamamıştı.Eve dönüp bu konuyu Penny ye açtığında karşılaşacağı tepkiyi zaten çok iyi bildiği için yeltenmedi bile.Bütün gün suratının asıklığının asıl sebebi buydu
“Bir şeyim yok.Uykudan kalktığım için huzursuzum sadece biraz”deyip geçiştirdi. Ve sahte gülümsemelerle daha fazla dikkat çekmek istemedi.Şarabın nerdeyse hepsini Des içmişti.Penny nin biraz hızlı gitmiyor musun uyarısına kulak asmadan garsonu çağırdı
“Bir şişe şarap daha lütfen”.
Dar patikadan kayalıklara doğru çıkmaya başladım.Ayın parıltısı ilginç bi şekilde gözlerimi almaya başlamıştı.Yolun sonunda bir mağara vardı.Her yerde sarkıtlar ve dikitler.Duvarda bir organik kimya bileşiği vardı.Hemen yanında da radyasyon simgesi.Anlam veremiyordum.İlerlemeye devam ettim.İlerde bir yerden ışık kümesi gözümü alıyordu oraya doğru yönelmeye başladım.Mağarada olmama rağmen çok rahat nefes alabiliyordum.Sanki oksijen maskem varmışcasına.Işığın yanına geldiğmde bir fener olduğuna fark ettim.Mağarayı aydınlatmak için ihtiyacım vardı fenere onu da yanıma alarak devam ettim.
Des iyiden iyiye sarhoş olmuştu.Garsonu çağırıp hesabı istediler.Kyle hesabı alman usulü ödemek istedi.Des buna karşı çıkıp kredi kartını garsona verdi ve gönderdi.Dışarısı hafif soğuktu yağmur çiseliyordu. Vale ilk olarak Kyle’ın arabasını getirdi.Vedalaştılar ve evlerine doğru yol aldılar.Penny “Des , alkollüsün bırak ben kullanayım arabayı “ dedi.Des buna karşı çıktı.Penny istemeyerek de olsa kabullendi yola çıktılar.
Mağaraya girdiğimde ıslak yosun kokusu her tarafı sarmıştı.Sarkıtların yanından gecerken bu mukemmel manzaradan etkılenmemek elde değildi.Birden bir korna sesi duydum el fenerim söndü bir cukura suyun icine dustum.Yuzmek suyun yuzeyıne cıkmak istiyordum ama cıkamadım.Aralıklı olarak kulagıma gelen ses sureklı bi hal almıstı goz kapaklarım agırlastı birden rahatladım oluyordum o sora kulağıma bir ses geldi ‘’ kendinize gelin!”.
Des sonunda dayanamayıp konuyu açtı.”Bugun bir adam gordum kızını ve oglunu gezdiriyordu”,
“Des , lütfen açma tekrar bu konuyu”diyerek konuyu kapatmayı düşündü Penny ama Des alkolün de etkisiyle konuyu kapatmaya hiç niyetli değildi.”32 yaşındayım sence de artık kendi çocuğumu sevmemin vakti gelmedi mi?”.Des konuştukça geriliyor, gerildikçe gaza yükleniyordu.Penny “ Des , yola bak lütfen alkollüsün evde konuşalım bu konuyu” dedi telaşla.”Hayır!Soruma cevap ver “diyerek hiddetle Penny’e döndü Des.Tam o sıra yanan kırmızı ışığı farkedememişti.Ardından acı bir fren sesi..”Deeeeeeees!!!

O sesten sonra birden şimşek çakar gibi oldu.O sürekli gelen radyo sinyalinin sesi tekrar kesik kesik gelmeye başladı.Göğsümden biri sanki beni çekerek yukarı çıkardı.Afallamıştım.Sanki yıldırım bedenimin üzerine düşmüş ama yakmamış aksine hayata döndürmüştü.Fenerim suya düşmemiş bir oyukta kalmıştı onu da alıp yoluma devam ettim.Mağaradan çıkmıştım sonunda.Çıktığım yer zirvesi karlı bir dağın etekleriydi.İlginç olan ise dağın eteklerinde yazan yazılardı.”Dr.Marshall Crow” , “Nöbetçi Asistan Listesi” , “Jade Aldonin”.Hiç bir anlam ifade etmiyordu bu yazılar benim için.Kim niye dağın eteklerine bunları yazarki diye içimden geçirdim.Ama daha çok birçok şey gibi bunun da üzerinde pek durmadım.Radyo kulesine hemen hemen 100 metrelik bir patika kalmıştı.Patikanın önü yukardan düşen taşlardan olacak ki kapanmıştı.Üzerinden aştığımda kırmızı , mavi , yeşil ışık veren fenerler gördüm yanına yaklaştığımda 2 teker ve bir de camı kırılmış hurda bir araba kapısı.Yukarıda bırakın arabanın geçeceği yolu insanın yürüyebileceği bile bir yol yoktu.Nasıl gelmişti bunlar buraya? Radyo kulesi bütün bu sorularımın cevabı olacaktı hissediyordum.
“Çabuk! Ambulansı arayın , çabuk!”
“Aman Allahım! ne oldu burada böyle”
“Kadın ölmüş”
“Peki adam ?”
“Nefes alıyor gibi”
“Nerde kaldı ambulans!”
Des gözünü ancak ambulansın icinde açabildi.Açtığında gördüğü şey bi yaka kartı üzerinde yazan isim “Jade Aldonin”.Des kafasını kaldırır gibi oldu ama buna gücü yoktu tekrar kapadı gözlerini.
“Acil ameliyathaneyi hazırlayın!”
Des tekrar gözlerini açtığında hastanenin duvarındaki organik kimya formüllerinden oluşan reklam panosu gözüne ilişti.Etrafındaki koşuşturmalardan daha çok kucuk ayrıntılar dikkatini çekiyordu.Kapının üzerinde yazan “Nöbetçi Asistan Listesi” , “Dr. Marshall Crow”.Des’i hemen ameliyat haneye aldılar.Des gözlerini açar gibi oldu.Karşısında ağız maskeli kafasında bandanalı 3 kişi.Kafasını sağa çevirdi.Neşter , bistüri , makas.Ameliyat lambaları gözünü alıyordu.Gözlerini kapadı Des.
“Acil B rh pozitif kan lazım”.Radyo ya anons geçin.
Des’i kardiyografa bağladılar.Nabızı düşük ama stabildi. Biip , biip.Dışarıdan uzun bir korna sesi geldi ,tam o sırada birden Des’in kalbi durdu.Kesik kesik olan kalp ritm sinyali sesi sürekli duyulmaya başladı.
“Elektroşok aletini hazırlayın”
Asistanlar elektroşok aletini hazırladı.Doktor “400” dedi. Hemen kademe ayarlandı.Dokor elindeki plakaları Des’in göğsüne bastırdı.Asistanın ilk ameliyat deneyimiydi heyecanla bağırı verdi
“Kendinize gelin!”
Sinyal sesi tekrar kesik kesik gelmeye başladı.”Kalp ritmi stabil” dedi asistan derin bir oh çekerek.Atlatmıştı.
Sonunda ulaşmıştım radyo kulesine.Hemen yanındaki minik dokuk klubeden bir ses gelıyordu yaklaştım ses cızırtılıydı. İyice kulak verdim “B rh pozitif kan grubuna sahip olan kişilerin acilen..”içeri girdiğimde bir radyodan geldiğini anladım.Ama ses kesildi.Radyo kulesinin tepesine cıkarsam sesin net geleceğini düşündüm.Radyoyu da yanıma alıp kuleye tırmanmaya başladım.Ses gittikçe netleşiyordu.Radyolardan verilen klasik haberlerdendi.Desmond niye radyodakini duymak istediğine anlam veremedi. Bir dış güçtü sanki bunu isteyen.Dinlemeye koyuldu.”Ohio karayolundaki kaza bir can aldı.Kırmızı ışıkta durmayıp yoluna devam eden araç bir tıra çarptı.Üzerindeki kimliklere göre 30 yaşındaki Penny Luck olay yerinde hayatını kaybetti.Aracı kullanan Desmond Luck ise hemen hastanenın yanındaki St. Marry Hastanesi’ne kaldırıldı.Bu yaralı için B rh pozitif kan grubuna sahip olan kişilerin acilen..”
Des’in durumu hala kritik olmasına rağmen doktorlar ümitliydi.Yakınlarına haber verilmesini istedi doktor.Tam o sırada dışarıda hafif çiseleyen yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya başladı.Sanki sonsuz su kutlesini taşıyan kovaydı gökyüzü ve birisi ters çevirmişi o kovayı.Tam o esnada Des’in kalbi yine durdu.Doktor yine elektroşok cihazının hazırlanmasını istedi.
“400 bin”
biiiiiiiiiiiiiiiiiiip.
“Hastayı kaybediyoruz”
“600 bin “
biiiiiiiiiiiiiiiiip.
“800 bin”
biiiiiiiiiiiiiiip.

Des duyduklarına inanamamıştı.1 hafta once bir televizyon şovunda buna benzer bir şakayı izlemişti.Bu muydu başına gelen ? Ama hayır kaza yapmıştı hatırlıyordu.Peki bu olanlarda neydi ? Birden gök delinmişcesine yağmur yağmaya başladı.Des’in icini birden bire anlamsız bir huzur kapladı.Ellerini iki yana açtı. Özgürdü sanki. Hapis olduğu bu adadan uçarak kurtulcakmış gibi , sanki uçacakmış gibi atladı aşağı.Uçuyordu o eşsiz guzellıklerin arasında uçuyordu tam o esnada 3 kez şimşek çaktı etraf karardı son bir ses duydu.

“Hasta ex oldu. Ölüm saati…”

ugurkavas ugurkavas diyor ki;
Kategori: Sanat
Etiketler: Ölüm Saati kısa hikaye ugurkavas
2 03 Ağustos 2013
Yorumlar
Yorum Yaz
Bu içeriğe hiç yorum yazılmamış, bir ilke imza atmak ister misin?
© 2004 - 2014 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola' nın formülü ile aynı yerde saklıdır...