Alın Yazısı - Ayrılık Sahnesi (Cüneyt Arkın & Fatma Belgen)

wesaire wesaire diyor ki;
Cüneyt Arkın'ın en abartısız ve en karizmatik şekliyle oyunculuk sergilediği 1972 yapımı alın yazısı filminden bir sahne.Cüneyt Arkın'la Fatma Belgen'in son defa umutsuzluk ve ayrılık yüklü gezileri ve o sahnelerde çalan 'ben gamlı hazan'ın muhteşem yorumunu izleyelim.

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/4475/ben-gamli-hazan-onder-bali
Kategori: Film
sitene ekle
Etiketler: cüneyt arkın fatma belgen alın yazısı ayrılık sahnesi yüzük atma nişan bozma ben gamlı hazan
28 10 Ocak 2014
Yorumlar
Yorum Yaz

En Popüler Yorumlar

  • yaşa başa taşa
    yaşa başa taşa 10 Ocak 2014 - 18:24cüneytteki karizma ne kenanda var ne kıvançta o kadar [ispiyonla]
    +13
  • kojiro H
    kojiro H 10 Ocak 2014 - 18:38Kasap önlüğünü çıkarmaya vakit bulamadan hastaneye koşmuş.
    Osman; “Ne oldu? Ne oldu Zeynep’e? Nerde Zeynep?”
    Annesi; “(Ameliyathaneyi göstererek) İçerde. Yaşayacak inşallah, kurtulacak.”
    Osman; “Peki, nesi var Zeynep’in?”
    Annesi; “Zehir içti kardeşin. Dayınla bahçeye koştuk. Yere düşmüştü yavrum. Ağzından köpükler geliyordu. Üstüne kapanıp kaldırdık. Kucağımızda taşıdık. Fakat bizi görmüyordu bile, duymuyordu. Rengi bembeyaz olmuştu, titriyordu.”


    İran yapımı siyah beyaz ‘Gheisar’ın (1969) renkli Yeşilçam uyarlaması.
    Jenerikte muhteşem ‘Gheisar’ melodisi (Esfendiar Monfaredzadeh) var.
    Ökkeşoğulları yıllar önce Gaziantep’ten gelip İstanbul’a yerleşmiş. Kenar bir semtteki evleri ‘Lekeli Melek’te (1969) Rızalarındı. Büyük ağabey Osman kasaplık yapıyor. ‘Eskiden belalı bir kabadayıymış’. Tövbekâr olup hacca gitmiş. Şimdi Hacı Osman diyorlarmış. Diğer abi Haydar da atak kavgacı biri. “Bir tokatta bir adamı yere vurmayı marifet sanırdım. 7 mahalle ötede namım anıldı mı dünyalara sığmazdım” diyor. Henüz hacılığı yok ama O da tövbe etmiş. Osman gibi kenara çekilip ekmek peşine düşmüş. Evlenmeye bile ‘kalkışmış’. Mahallenin en güzel kızı Fatma ile nişanlı.
    Küçük kardeşleri Zeynep okuyor. Herhalde enstitüdedir. Anneleri Şükriye Atav ve dayı Mümtaz Ener’den başka kimseleri yok. Aslında dayı da, rahmetli babaları gibi ‘bir zamanların namlısıymış’. Şimdi bastonsuz yürüyemiyor. Elinde hep bir Kuran.
    Haydar’ın tarla satışı için memlekete gittiği günlerde ailenin başına bir felaket gelir. Zeynep ‘zehir içerek’ canına kıymış. Bıraktığı mektup her şeyi açıklıyor.
    ‘I Girasoli (Sunflower)’deki (1970) ‘The Retreat’ (Henry Mancini). “Arkadaşım Sabiha’nın evinde ders çalışmaya gitmiştim bir gün. Abisi Şehmuz O’nu çarşıya gönderdi. Çarşıdan dönmesini bekliyordum birden abisi içeri girdi.” Gerisi malum. Kirletilince intiharı seçmiş.
    Filmde dile getirilmiyor ama bu dalaverede Sabiha’nın da payı var gibi. Pek masum olmasa gerek.
    ‘Dark of the Sun’daki (1968) ‘End Title’ (Jacques Loussier). ‘Namus işi bu’. Artık Osman’ı tutabilene aşk olsun. “Yeminlisin sen. Elini kana bulayamazsın” diyen annesini dinlemiyor bile. Elde bıçak, ‘kancık, kalleş, kahpe, namussuz’ Sarı Şehmuz’un işini bitirmeye giderken dayısı yolunu keser. “Hacca gittin sen, tövbekâr oldun. Salâvat getir, yeniden günaha girme. Allaha bırak” diyerek elinden bıçağı alıyor.
    Osman ‘intikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu’ öğrenememiş. Birkaç Hollywood filmi seyretseydi keşke. O kızgınlıkla ve hiçbir önlem almadan Şehmuz’u boğmaya gider. ‘Namus düşmanının’ kardeşleri Binali ve Beşir tarafından bıçaklanarak öldürülür. ‘Deniz kıyısına’ atılır.
    Zeynep’in vasiyeti varmış. ‘Başına gelenleri kimsenin öğrenmesini istemiyormuş’. Aile, bu nedenle, durumu polise anlatmaz. Farkında değiller ama yaptıkları bir suç aslında.
    ‘Segâh Makamında Ney Taksimi’ ve ardından ‘Ut Taksimi’. Fatma, Eyüpsultan’da Zeynep ve Osman abisinin ruhları için dua ediyor. Rüyasında ikisi kavuşmuş, yemyeşil ağaçların altında yürüyorlarmış. Etraflarında melekler varmış.
    Haydar, ‘efendi bir külhan’. Bir elinde sigaralık diğerinde iri taneli kehribar tespih. Kruvaze ceket, yakası açık gömlek, bol paça pantolon. Arkasına basılı yumurta topuk rugan pabuçlarını filmde yalnızca üç kez giyiyor. Üçü de intikam cinayetiyle sonuçlanacaktır.
    Günler sonra Gaziantep’ten döner. Herkese hediyeler getirmiş. Tarlayı, umduklarının 5 bin lira fazlasına sattığı için çok neşeli. Bu parayla ‘bir taksi veya minibüs alıp çalıştıracaktı hayırlısıyla’. Olanları öğrenince ortalıkta ne taksi ne başka şey kalır.
    ‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’. Tek bir işi varmış. “Tek iş dediğim üç ayrı iş; Şehmuz, Beşir, Binali.” Annesi “Bir senin için yaşamaktayım. Osman gibi tövbenden dönersen o melunları değil beni öldürürsün. Ökkeşoğlu ailesi seninle çoğalacak. İsmimizi sen yürüteceksin. Senin çocukların yaşatacak” diye yalvarıyor. Dayısı da aynı şekilde; “Beni, Fatma’yı, kendini düşünmüyorsan anacığına acı. Öldürmekle, öç almakla gidenler geri mi gelecek?” Kahramanımız bunları duymuyor bile.
    Rahmetli babası ve dayısından ‘mertliği, namusu, şerefi öğrenmiş’. Şimdi intikam almazsa korkup kaçmış gibi olur, bu lekeyle yaşayamazmış. “Kardeşlerimin ahı, kanı ortada duracaksa batsın o ismimiz. Ailemiz batsın” diyor. İnsanların yüzüne bakamaz, kahrından ölürmüş. Artık öç almaktan başka düşüncesi yok.
    ‘Hor Görme Garibi’ (1971) (Orhan Gencebay). Kahveci Muzaffer Civan, Haydar’ın üzüntüsüne saygı göstererek radyoyu kapatır. Onlar konuşurken Şehmuzların kaçak mal işiyle uğraştıklarını öğreniyoruz. Korkularından işe eve uğradıkları yokmuş. Laf arasında Binali’nin ‘helalleşmeye geldiği, yarın dışarı gideceği ve yola çıkmadan önce bir hamam yapacağı’ söylenir.
    Arkasına basılı pabuçları ilk kez giyiyor. Binali’yi ustura ile öldürdüğü Çarşı Hamamı sahnesi 7 buçuk (Gheisar’da 6) dakika. Bizim çevrim renkli olduğu için duşta suyun kıpkırmızı olması daha belirgin.
    Bir hafta gibi kısa sürede şüpheli üç ölüm vakası, bu ufacık semt için görülmüş duyulmuş şey değil. Komiser Turgut Savaş ve Polis Muzaffer Yenen kuşkulanmışlar. ‘Hamam Cinayeti ile diğer iki ölüm arasında bir ilişki olabilirmiş’.
    ‘Sev De Gör’ (1972) (Vedat Yıldırımbora). Ortalık bu dedikodu ile kaynarken bizimki meyhanede Şehmuz ve Beşir’i soruyor.
    Haydar; “Öğreniver yerlerini.”
    Meyhaneci; “Üç kardeştiler. Binali’yi istemiyor musun?”
    Haydar; “…”
    Meyhaneci; “Anlaşıldı.”
    Kendisini çocuk yaştan beri seven Fatma ile evlenecekti. Elini kana buladıktan sonra durum değişir. Artık ‘yarın diye bir günü yok’muş. Kendisiyle sürüklemek, ziyan etmek istemiyormuş. Nedeni anlatmadığı için genç kız şaşkındı. “Razıyım, her şeye razıyım. Ayrılamam senden. Söyle nedir bizi ayıran” diye çırpınıyor. Nişanlısının sebepsiz bıraktığı bir kız dile düşermiş. Herkes bir türlü konuşur, kara sürermiş. Ancak derdini anlatamıyor.
    Tesadüfen, abisi Erdoğan Seren de Beşir’i tanıyormuş. Ertesi sabah mezbahadaki adamından para alıp Güney’e gidecekmiş. Bu kadar bilgi Haydar’ın ‘pabuçlarını ikinci kez giymesi için yeterli olur’.
    Beşir’i sustalı ile öldürdüğü çarpıcı ‘mezbaha sahnesi’, orijinali gibi, üç dakika sürüyor. Gheisar bu işi elleri ile boğarak yapmıştı.
    Karakol ‘teyakkuzda’. İki aileden dört ölüm. Şimdi sıra ya Şehmuz ya da Haydar’daymış. Ama tahminleri gerçekleşmez. Ecel, zavallı anneyi daha önce buluyor.
    ‘Segâh Makamında Ney Taksimi ve Segâh Saz Eseri’. Haydar’ın, aynı mahalledeki Ayşe Nine’ye bir sözü varmış. Yaşlı kadın, Bursa’daki oğlunun mezarını dünya gözüyle görmek istiyordu. Üstelik kimsesiz olduğu için birinin götürmesi lazım. Bu görev kahramanımıza düşer. Bir günde gidip gelirler.
    ‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’. Döndüğünde bir matem havası vardı evde. Anlattıklarına göre karakoldan gelip Haydar’ı sorduklarında anası fenalık geçirmiş. Düşüp kalmış bahçede.
    ‘Segâh Saz Eseri’. Ertesi gün ‘öğle namazını müteakip’ gömülüyor. Etrafta polis olduğundan anacığına son vazifesini bile yapamaz. Sırtında taşıyamaz, üzerine bir kürek toprak atamaz.
    Tarla parasıyla iş kurmak, düğün, ev, namuslu kazanılan ekmek. Sonra bebekleri çocukları. Artık bunlar hayal bile değil. “Yenildik Fatma, yenildik” diyor.
    ‘Ben Gamlı Hazan’ (Melahat Pars / Sıtkı Angınbaş). Son buluşmalarında İstanbul’u bu Hicaz şarkı ile dolaşıyorlar. Geçmişi, eski evlerini anıyorlar. Bakışmalarını, gizlice konuşmalarını.
    Fatma; “Şu kapıda yolunu gözlerdim akşamüstleri.”
    Haydar; “Ben de beklediğini bildiğim için yolu uzatır bu sokaktan geçerdim.”
    Fatma; “Şurda dururdun. Bakışırdık... Hangi şarkıyı dinlesem seni düşünürdüm. Her şarkıyı ikimiz için tutardım. Yemin ederdim gece gündüz.”
    Haydar; “Ne diye?”
    Fatma; “Ben Haydar’ın olacağım diye.”
    Yalnız burada bir hata var. Genç kız “Aklımda hep bir sözün kalırdı. Hep o sözü tekrar ederdim bütün gece… Ertesi gün nereye gelmemi istemişsen onu tekrar ederdim” diyor. Oysa o günkü buluşmaları ‘ilkti’.
    ‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’. Ayrıldıkları sahne. Nişan yüzüğünü çıkarıp uzatıyor. Arkasına bakmadan uzaklaşırken Fatma’nın güzel yüzünde iki sıra gözyaşı.
    Günlerce araştırtan Meyhaneci, sonunda Şehmuz’un yerini bulmuş. Şantöz Aynur’un yanında kalıyormuş.
    ‘Dert Bende’ (1972) (Vedat Yıldırımbora). Aynur’u Mine Koşan’ın sesiyle dinlediğimiz Şelale Saz. Şarkıcıdan Sarı’nın yerini öğrenir: Haydarpaşa İstasyon Lojmanları.
    Arkası basık pabuçlarını üçüncü ve son kez giyiyor. Bu seferki bir değil iki ölü ile sonuçlanacaktır. İran ve Yeşilçam çevrimlerinde bu sahne 8’er dakika.


    ‘Arodafnousa’ (1966) (Mikis Theodorakis).
    Onca zamandır nişanlılar ama ilk beraberlikleri. İskelede buluşmuşlar. Bugün yaşayacakları her şey ‘ilk ve de son’.
    Haydar; “İlk defa bir günümüzü baş başa geçireceğiz.”
    Fatma; “Öyleyse, ilk defa tut elimi. Öyle yürüyelim.”
    (Yazan: Murat Çelenligil)
    [ispiyonla]
    +10

Tüm Yorumlar

  • elense
    elense 02 Ocak 2017 - 20:45Ne efkarlı filmdir. [ispiyonla]
  • anna5
    anna5 15 Ocak 2014 - 01:27Zaman çoğu şeyi değiştiriyor. Ama her devirde, zamanda işte böyle arkasını dönüp gidebilen insanlar mutlaka oluyor. Belkide hayat onlara güzeldir. ''Hem ilk, hem de son...'' olayı da acı olsa gerek. [ispiyonla]
    +2
  • jeremiekhan
    jeremiekhan 10 Ocak 2014 - 21:02bir alkış da abdurrahman palay a [ispiyonla]
    +5
  • hudri
    hudri 10 Ocak 2014 - 20:33bu filmle ilgili buraya konan her videoya yorum yapmak zorunda hissediyorum kendimi. ağladığım enden filmlerden. [ispiyonla]
    +7
  • ibrahimxxxx
    ibrahimxxxx 10 Ocak 2014 - 19:28izlemeyenlere tavsiye edilir çok sağlam bir filmdir.... [ispiyonla]
    +7
  • kojiro H
    kojiro H 10 Ocak 2014 - 18:38Kasap önlüğünü çıkarmaya vakit bulamadan hastaneye koşmuş.
    Osman; “Ne oldu? Ne oldu Zeynep’e? Nerde Zeynep?”
    Annesi; “(Ameliyathaneyi göstererek) İçerde. Yaşayacak inşallah, kurtulacak.”
    Osman; “Peki, nesi var Zeynep’in?”
    Annesi; “Zehir içti kardeşin. Dayınla bahçeye koştuk. Yere düşmüştü yavrum. Ağzından köpükler geliyordu. Üstüne kapanıp kaldırdık. Kucağımızda taşıdık. Fakat bizi görmüyordu bile, duymuyordu. Rengi bembeyaz olmuştu, titriyordu.”


    İran yapımı siyah beyaz ‘Gheisar’ın (1969) renkli Yeşilçam uyarlaması.
    Jenerikte muhteşem ‘Gheisar’ melodisi (Esfendiar Monfaredzadeh) var.
    Ökkeşoğulları yıllar önce Gaziantep’ten gelip İstanbul’a yerleşmiş. Kenar bir semtteki evleri ‘Lekeli Melek’te (1969) Rızalarındı. Büyük ağabey Osman kasaplık yapıyor. ‘Eskiden belalı bir kabadayıymış’. Tövbekâr olup hacca gitmiş. Şimdi Hacı Osman diyorlarmış. Diğer abi Haydar da atak kavgacı biri. “Bir tokatta bir adamı yere vurmayı marifet sanırdım. 7 mahalle ötede namım anıldı mı dünyalara sığmazdım” diyor. Henüz hacılığı yok ama O da tövbe etmiş. Osman gibi kenara çekilip ekmek peşine düşmüş. Evlenmeye bile ‘kalkışmış’. Mahallenin en güzel kızı Fatma ile nişanlı.
    Küçük kardeşleri Zeynep okuyor. Herhalde enstitüdedir. Anneleri Şükriye Atav ve dayı Mümtaz Ener’den başka kimseleri yok. Aslında dayı da, rahmetli babaları gibi ‘bir zamanların namlısıymış’. Şimdi bastonsuz yürüyemiyor. Elinde hep bir Kuran.
    Haydar’ın tarla satışı için memlekete gittiği günlerde ailenin başına bir felaket gelir. Zeynep ‘zehir içerek’ canına kıymış. Bıraktığı mektup her şeyi açıklıyor.
    ‘I Girasoli (Sunflower)’deki (1970) ‘The Retreat’ (Henry Mancini). “Arkadaşım Sabiha’nın evinde ders çalışmaya gitmiştim bir gün. Abisi Şehmuz O’nu çarşıya gönderdi. Çarşıdan dönmesini bekliyordum birden abisi içeri girdi.” Gerisi malum. Kirletilince intiharı seçmiş.
    Filmde dile getirilmiyor ama bu dalaverede Sabiha’nın da payı var gibi. Pek masum olmasa gerek.
    ‘Dark of the Sun’daki (1968) ‘End Title’ (Jacques Loussier). ‘Namus işi bu’. Artık Osman’ı tutabilene aşk olsun. “Yeminlisin sen. Elini kana bulayamazsın” diyen annesini dinlemiyor bile. Elde bıçak, ‘kancık, kalleş, kahpe, namussuz’ Sarı Şehmuz’un işini bitirmeye giderken dayısı yolunu keser. “Hacca gittin sen, tövbekâr oldun. Salâvat getir, yeniden günaha girme. Allaha bırak” diyerek elinden bıçağı alıyor.
    Osman ‘intikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu’ öğrenememiş. Birkaç Hollywood filmi seyretseydi keşke. O kızgınlıkla ve hiçbir önlem almadan Şehmuz’u boğmaya gider. ‘Namus düşmanının’ kardeşleri Binali ve Beşir tarafından bıçaklanarak öldürülür. ‘Deniz kıyısına’ atılır.
    Zeynep’in vasiyeti varmış. ‘Başına gelenleri kimsenin öğrenmesini istemiyormuş’. Aile, bu nedenle, durumu polise anlatmaz. Farkında değiller ama yaptıkları bir suç aslında.
    ‘Segâh Makamında Ney Taksimi’ ve ardından ‘Ut Taksimi’. Fatma, Eyüpsultan’da Zeynep ve Osman abisinin ruhları için dua ediyor. Rüyasında ikisi kavuşmuş, yemyeşil ağaçların altında yürüyorlarmış. Etraflarında melekler varmış.
    Haydar, ‘efendi bir külhan’. Bir elinde sigaralık diğerinde iri taneli kehribar tespih. Kruvaze ceket, yakası açık gömlek, bol paça pantolon. Arkasına basılı yumurta topuk rugan pabuçlarını filmde yalnızca üç kez giyiyor. Üçü de intikam cinayetiyle sonuçlanacaktır.
    Günler sonra Gaziantep’ten döner. Herkese hediyeler getirmiş. Tarlayı, umduklarının 5 bin lira fazlasına sattığı için çok neşeli. Bu parayla ‘bir taksi veya minibüs alıp çalıştıracaktı hayırlısıyla’. Olanları öğrenince ortalıkta ne taksi ne başka şey kalır.
    ‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’. Tek bir işi varmış. “Tek iş dediğim üç ayrı iş; Şehmuz, Beşir, Binali.” Annesi “Bir senin için yaşamaktayım. Osman gibi tövbenden dönersen o melunları değil beni öldürürsün. Ökkeşoğlu ailesi seninle çoğalacak. İsmimizi sen yürüteceksin. Senin çocukların yaşatacak” diye yalvarıyor. Dayısı da aynı şekilde; “Beni, Fatma’yı, kendini düşünmüyorsan anacığına acı. Öldürmekle, öç almakla gidenler geri mi gelecek?” Kahramanımız bunları duymuyor bile.
    Rahmetli babası ve dayısından ‘mertliği, namusu, şerefi öğrenmiş’. Şimdi intikam almazsa korkup kaçmış gibi olur, bu lekeyle yaşayamazmış. “Kardeşlerimin ahı, kanı ortada duracaksa batsın o ismimiz. Ailemiz batsın” diyor. İnsanların yüzüne bakamaz, kahrından ölürmüş. Artık öç almaktan başka düşüncesi yok.
    ‘Hor Görme Garibi’ (1971) (Orhan Gencebay). Kahveci Muzaffer Civan, Haydar’ın üzüntüsüne saygı göstererek radyoyu kapatır. Onlar konuşurken Şehmuzların kaçak mal işiyle uğraştıklarını öğreniyoruz. Korkularından işe eve uğradıkları yokmuş. Laf arasında Binali’nin ‘helalleşmeye geldiği, yarın dışarı gideceği ve yola çıkmadan önce bir hamam yapacağı’ söylenir.
    Arkasına basılı pabuçları ilk kez giyiyor. Binali’yi ustura ile öldürdüğü Çarşı Hamamı sahnesi 7 buçuk (Gheisar’da 6) dakika. Bizim çevrim renkli olduğu için duşta suyun kıpkırmızı olması daha belirgin.
    Bir hafta gibi kısa sürede şüpheli üç ölüm vakası, bu ufacık semt için görülmüş duyulmuş şey değil. Komiser Turgut Savaş ve Polis Muzaffer Yenen kuşkulanmışlar. ‘Hamam Cinayeti ile diğer iki ölüm arasında bir ilişki olabilirmiş’.
    ‘Sev De Gör’ (1972) (Vedat Yıldırımbora). Ortalık bu dedikodu ile kaynarken bizimki meyhanede Şehmuz ve Beşir’i soruyor.
    Haydar; “Öğreniver yerlerini.”
    Meyhaneci; “Üç kardeştiler. Binali’yi istemiyor musun?”
    Haydar; “…”
    Meyhaneci; “Anlaşıldı.”
    Kendisini çocuk yaştan beri seven Fatma ile evlenecekti. Elini kana buladıktan sonra durum değişir. Artık ‘yarın diye bir günü yok’muş. Kendisiyle sürüklemek, ziyan etmek istemiyormuş. Nedeni anlatmadığı için genç kız şaşkındı. “Razıyım, her şeye razıyım. Ayrılamam senden. Söyle nedir bizi ayıran” diye çırpınıyor. Nişanlısının sebepsiz bıraktığı bir kız dile düşermiş. Herkes bir türlü konuşur, kara sürermiş. Ancak derdini anlatamıyor.
    Tesadüfen, abisi Erdoğan Seren de Beşir’i tanıyormuş. Ertesi sabah mezbahadaki adamından para alıp Güney’e gidecekmiş. Bu kadar bilgi Haydar’ın ‘pabuçlarını ikinci kez giymesi için yeterli olur’.
    Beşir’i sustalı ile öldürdüğü çarpıcı ‘mezbaha sahnesi’, orijinali gibi, üç dakika sürüyor. Gheisar bu işi elleri ile boğarak yapmıştı.
    Karakol ‘teyakkuzda’. İki aileden dört ölüm. Şimdi sıra ya Şehmuz ya da Haydar’daymış. Ama tahminleri gerçekleşmez. Ecel, zavallı anneyi daha önce buluyor.
    ‘Segâh Makamında Ney Taksimi ve Segâh Saz Eseri’. Haydar’ın, aynı mahalledeki Ayşe Nine’ye bir sözü varmış. Yaşlı kadın, Bursa’daki oğlunun mezarını dünya gözüyle görmek istiyordu. Üstelik kimsesiz olduğu için birinin götürmesi lazım. Bu görev kahramanımıza düşer. Bir günde gidip gelirler.
    ‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’. Döndüğünde bir matem havası vardı evde. Anlattıklarına göre karakoldan gelip Haydar’ı sorduklarında anası fenalık geçirmiş. Düşüp kalmış bahçede.
    ‘Segâh Saz Eseri’. Ertesi gün ‘öğle namazını müteakip’ gömülüyor. Etrafta polis olduğundan anacığına son vazifesini bile yapamaz. Sırtında taşıyamaz, üzerine bir kürek toprak atamaz.
    Tarla parasıyla iş kurmak, düğün, ev, namuslu kazanılan ekmek. Sonra bebekleri çocukları. Artık bunlar hayal bile değil. “Yenildik Fatma, yenildik” diyor.
    ‘Ben Gamlı Hazan’ (Melahat Pars / Sıtkı Angınbaş). Son buluşmalarında İstanbul’u bu Hicaz şarkı ile dolaşıyorlar. Geçmişi, eski evlerini anıyorlar. Bakışmalarını, gizlice konuşmalarını.
    Fatma; “Şu kapıda yolunu gözlerdim akşamüstleri.”
    Haydar; “Ben de beklediğini bildiğim için yolu uzatır bu sokaktan geçerdim.”
    Fatma; “Şurda dururdun. Bakışırdık... Hangi şarkıyı dinlesem seni düşünürdüm. Her şarkıyı ikimiz için tutardım. Yemin ederdim gece gündüz.”
    Haydar; “Ne diye?”
    Fatma; “Ben Haydar’ın olacağım diye.”
    Yalnız burada bir hata var. Genç kız “Aklımda hep bir sözün kalırdı. Hep o sözü tekrar ederdim bütün gece… Ertesi gün nereye gelmemi istemişsen onu tekrar ederdim” diyor. Oysa o günkü buluşmaları ‘ilkti’.
    ‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’. Ayrıldıkları sahne. Nişan yüzüğünü çıkarıp uzatıyor. Arkasına bakmadan uzaklaşırken Fatma’nın güzel yüzünde iki sıra gözyaşı.
    Günlerce araştırtan Meyhaneci, sonunda Şehmuz’un yerini bulmuş. Şantöz Aynur’un yanında kalıyormuş.
    ‘Dert Bende’ (1972) (Vedat Yıldırımbora). Aynur’u Mine Koşan’ın sesiyle dinlediğimiz Şelale Saz. Şarkıcıdan Sarı’nın yerini öğrenir: Haydarpaşa İstasyon Lojmanları.
    Arkası basık pabuçlarını üçüncü ve son kez giyiyor. Bu seferki bir değil iki ölü ile sonuçlanacaktır. İran ve Yeşilçam çevrimlerinde bu sahne 8’er dakika.


    ‘Arodafnousa’ (1966) (Mikis Theodorakis).
    Onca zamandır nişanlılar ama ilk beraberlikleri. İskelede buluşmuşlar. Bugün yaşayacakları her şey ‘ilk ve de son’.
    Haydar; “İlk defa bir günümüzü baş başa geçireceğiz.”
    Fatma; “Öyleyse, ilk defa tut elimi. Öyle yürüyelim.”
    (Yazan: Murat Çelenligil)
    [ispiyonla]
    +10
  • apanzeller
    apanzeller 10 Ocak 2014 - 18:32Eski filmlerde kullanılan melodiler sahnelerle bu kadar mı uyumlu olur.. [ispiyonla]
    +6
  • yaşa başa taşa
    yaşa başa taşa 10 Ocak 2014 - 18:24cüneytteki karizma ne kenanda var ne kıvançta o kadar [ispiyonla]
    +13
© 2004 - 2018 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...