Zamanın Katilleri

“Offff hava buz gibi” dedi şişman, kasketli genç adam titreyerek. Ceketine sarındı.

“Mart ayındayız, ne olacaktı!” diye karşılık verdi uzun paltolu genç adam.

Kasketli adam; “Ee mart kapıda…” diyecekken uzun paltolu genç araya girdi;

“Kes sesini ne olur!”

Kasketli adam ters ters bakıp karşılık vermeden kafasını çevirdi. Yüzü yaralı, yaşlı adam gençlerden birkaç adım ötede sigarasını söndürüp 2. sigarasını yakarken gençlere döndü ve bir adım yaklaştı;

“Öldürecek bu meret beni” diyerek gülümsedi.

Kasketli olan güldü, uzun paltolu gencin yüzünde herhangi bir hareket olmadı. Uzun paltolunun gülmediğini fark edince konuya girdi yüzü yaralı, yaşlı adam;

“Nasıl olacağı hakkında konuştuklarımızı kelimesi kelimesine hatırlıyor musunuz?”

“Evet” dedi gençler.

“Detaylarıyla?”

Tekrar “Evet” dedi gençler.

“Son kez üstünden geçmekte fayda var” diye üsteledi yaşlı adam.

Başını sola doğru çevirip, çok kısık bir sesle;

“Koduğumun yaşlı osuruğu seni” dedi uzun paltolu genç.

“Birazdan patlayıcılar gelecek. Ben ön koltuğu alıyorum. Siz arkada bombayı kuruyorsunuz. Saat kulesine vardığımızda ben arabadan inip kapıdaki bekçiyi indiriyorum. Siz patlayıcıları toplayıp saat kulesinin tepesine çıkıyorsunuz. Ben aşağıda kimsenin yukarı çıkmadığından emin oluyorum ve siz kuleyi uçuruyorsunuz. Bu kadar basit” diye özet geçti yaşlı osuruk. Sigarasından bir nefes çekti.

“Bir dakika bir dakika, şimdi biz kuleyi havaya uçuracağız. Peki kule uçarken orada mı olacağız?” diye sordu şişman, kasketli genç.

Kafasını tam çevirmeden,

“Fark eder mi?” diye karşılık verdi uzun paltolu genç. Sesinde bir huzursuzluk vardı. Bir an önce olsun ve bitsin istiyordu.

“Zaten saat kulesiyle birlikte zaman yok olacak. Orada olmamız ya da Hindistan’da ya da siktiğimin Himalayalar’ında olmamızın herhangi bir önemi olmayacak. Bunu anlamadıysan burada ne işin var?” çıkıştı uzun paltolu.

Birkaç dakika konuşmadı kimse. Sigaralar da hiç sönmedi. Kimse bir şey düşünmek istemiyordu ama günlerine hakim olan gerginlik buna izin vermiyordu. Hayatlarından tiksinen bu 3 adam için sıradan bir günün ağırlığından daha fazla değildi aslında bugün. Daha fazla aksiyon ve biraz gerginlik dışında fazladan hiç bir şey yoktu onlar için.

“Şimdi ben bizim olayımızı anladım. Daha doğrusu kısken anladım. Saat kulesini uçur, zamanı yok et. Bir anlamda hayatı durdur. Gayet basit ama bu saat kulesiyle zamanın alakasını hiçbir zaman tam olarak çözemedim. Sanırım çözemeyeceğim de” diye sitem etti kendi kendine kasketli şişman adam.

“Ben de bilmiyorum. Daha doğrusu kimse tam olarak bilmiyor. İşte, tek bilinen zamanın akmasını sağlayanın o saat kulesi olduğu. Saat kulesini kim, ne zaman dikti devlet kayıtları dahil hiçbir yerde yer almıyor. Bunca yıl nasıl dayandı, saat kulesi yapılmadan önce zamanın akmasını sağlayan neydi?… Kimse bilmiyor. Sadece var ve orada. Bizim onu indirmemizi bekliyor” diye açıkladı yüzü yaralı yaşlı adam.

“Peki kuleyi uçurduğumuzda cehenneme mi gideceğiz? Yani bu bir çeşit intihar. Değil mi?” diye yanıldığını duymayı bekledi şişman kasketli.

“Hayır. Kimse ölmeyecek ki. Sen de ölmeyeceksin. Patlayıcıların dibinde dursan bile zaman durmadan önce vücudun parçalara ayrılmadığı sürece ölmeyeceksin. Zaman duracak çünkü. Kalbinin durmak için zaman ihtiyacı olacak, biz kalbine bu zamanı vermeyeceğiz. Sonsuza kadar orada kan kaybeden, yağlı bedenin sabit bir şekilde duracak en kötü ihtimalle. Sen hissetmeyeceksin bile. Hiç doğmamış olmaktan farkı yok. Bizler hayatı değil, varoluşu yok etmek üzere gidiyoruz oraya” dedi yaşlı adam gurur dolu gülümsemesiyle.

“Peki madem tüm varoluşu yok edeceğiz, hayatı durduracağız; yaşayan, var olan tüm canlıların onayını almamız gerekmez mi?” dedi kasketli şişman gülerek. Ciddi değildi, ama sorduğu soru öyleydi.

“Cidden sinirimi bozmaya başladığının farkında mısın?” diye tersledi uzun paltolu genç. “Son anda vaz mı geçeceksin şimdi?” diye devam etti.

“Tabi ki hayır. Ben de senin kadar istiyorum bunu bitirmeyi. Her sabah üç kuruşluk yatağımda uyanıp, üç kuruşluk güneşin doğuşuna denk gelmek, aynaya baktığımda midemin ağzıma gelmesi beni de yordu. Biliyorsun bunu çünkü sen de böyle hissediyorsun. Yoksa burada olmazdın. Ben sadece böyle hissetmeyenlerin ölmek isteyeceklerinden emin değilim ama bu onları buzdan heykellere çevirmemek için bir neden değil tabi ki benim için” diye açıkladı kasketli, şişman.

Rahatsız edici derecede rahat görünüyordu. Anlayamamış gibiydi. Tabi anlamışsa bile bu daha kötüydü. Yoksunluk, yorgunluk, açlık, sevgisizlik, abazalık ruhuna öyle bir işlemişti ki içindeki insanlık kırıntıları resmen can çekişiyordu. Pek zeki olmayışı durumu daha da zorlaştırıyordu. Eğer zamanı yok etmeyecek olsalardı kasketli şişman çok iyi bir paralı asker olurdu. Kaybetmeyi iyi biliyordu çünkü. Bu yüzden insanlığını kaybetmenin ona öğretebileceği hiçbir şey yoktu.

Şişmanın açıklamasından sonra birkaç saniye sessizlik yaşandı. Ardından yaşlı adamın çakmağından çıkan ses bozdu sessizliği. Sigarasından bir nefes çektikten sonra;

“İyi tarafından bak bir de. Dünyadaki açlığı, cinayetleri, tecavüzleri, çocuk istismarlarını, hırsızlığı, adaletsizliği, savaşları hatta komünizmi, faşizmi, kapitalizmi yok edeceğiz. Yıkacağız. Che bile bu kadarını yapamadan mıhlanmıştı. O meyveden başka bir şey yemeyen orospu çocuğu Gandi ya da Martin Luther King ya da piç İsa ya da diğer peygamberler… Hiç biri bizim yapacağımız şeyden daha kutsal bir şey yapamadı. Biz dünyanın fişini çekeceğiz. Adına anarşi mi dersin, soykırım mı yoksa Tanrı’nın elçiliği mi sana kalmış ama tek bildiğim bizim bu hayatsız böceklerin kurtarıcısı olduğumuzdur. Bir daha hiç biri ev kirası ya da çocuklarının geleceği hakkında endişelenmek zorunda olmayacak. Hiç kimse bir daha hayatını sona erdirmeyi düşünmeyecek bile. Hatta uzaylılar gerçekten varsa o yeşil götoğlanlarının bile kurtarıcısı olacağız. Uzay gemilerinin plutonyumu hakkında endişe duymayacaklar bir daha” diyerek aydınlattı şişmanı yaşlı adam.

“Faşizm dedin bir ara. Severim onu. İyidir Faşizm” dedi kasketli şişman.

Uzun paltolu genç vücuduyla dönüp;

“Ailenin Çingene olduğunu sanıyordum” dedi şişmana.

“Bizim de sıramız gelecek biraderim” diye yanıtladı şişman. Bir an duraksayıp devam etti; “Ya da gelmeyecek… Bilmiyorum.”

Uzun paltolu genç, yaşlı adamdan bir sigara isteyip içmeye başladı soğuktan titreyerek. Vücudunu ısıtmak için sallanıyordu. Durup düşündü bir saniyeliğine. Sonra birden bozdu sessizliği ;

“Sizce Tanrı’yı da mı öldürmüş olacağız?”

“Bir elime geçirsem…” dedi yaşlı adam gülümseyerek.

Kasketli şişman ellerini cebine sokup;

“Nasıl olacak ki? Yani Tanrı’yı öldürmek. Biz sadece zamanı yok edeceğiz. Zaman akmayacak, bu kadar.”

“İşte bundan söz ediyorum. Zamanı yok edeceğiz ve hayatı durduracağız. Bir anlamda hayatı yok edeceğiz. Tanrı’ya inanacak kimse kalmayacak. Hiç kimse. Hamamböcekleri bile. İnanacak kimse olmazsa Tanrı’nın varlığının ne anlamı olacak? Yani düşünsene Tanrı adını andığımız her yerdedir. Değil mi? Adını anacak kimse olmayınca Tanrı hiçbir yerde olacak. Yani olmayacak.” diye kendi sorusunu yanıtladı uzun paltolu genç.

“Kafamı karıştırıyorsun” dedi kasketli şişman, devam etti; “Olacak, olmayacak… Ama bildiğim bir şey var ki Tanrı’nın katili olmak çok havalı bir şey olurdu, mantığın doğruysa.”

“Hahah… Tanrı’nın hem elçileri, hem katilleri olacağız” diyerek güldü yüzü yaralı yaşlı adam. “Yahudiler İsa’ya ihanet etti. Biz de Tanrı’nın Yahudileri olacağız sanırım. Ama Tanrı ölecekse Şeytan’da ölecek senin mantığına göre. İki tarafı da eşitlemiş olacağız, endişelendiğin buysa” diye devam etti yaşlı adam.


“Bence ikisi de aynı adam” dedi uzun paltolu genç gülümseyerek. Uyandığından beri yüzündeki ilk gülümsemesiydi bu.

“Kim?” dedi şişman.

“Tanrıyla, Şeytan. İkisi de aynı adam. Bizi yiyor yalnızca”

Bir anlığına neşelendiğini hissetli uzun paltolu genç adam. Tanrı konusundaki fikrinde ciddiydi. Ona göre Tanrı ve Şeytan aynı adamdı ve bunların hiç birinin bir saat içinde bir anlamı kalmayacaktı. Belki de cidden Tanrı’yı da yok edeceklerdi. Bir yandan da bu muazzam bir durumdu. Bir damla bile kan dökmeden sonsuz varoluşu sona erdirmek… Ölümsüz birinin kendi tükürüğünü yutarak boğulmasına benziyordu bu.

Uzun paltolu genç, şişmanın sorusunu yanıtlarken patlayıcı yüklü arabanın köprüye yaklaştığını gördüler.

“Bu kadar sohbet yeter” dedi yaşlı adam. “Sigaralarınızdan son nefeslerinizi çekin de siktir olup gidelim buradan.”

Patlayıcı yüklü araba yanlarına yanaştı. Konuşulduğu gibi yaşlı osuruk ön, şişman ve uzun paltolu arka koltuğa yerleşti. Patlayıcılar ayarlandığı üzere arka koltukta patlamaya hazır hale gelmeyi bekliyordu.

“Biliyor musunuz, önce lüks bir restorana arından da şehrin en pahalı kerhanesine gitmeliydik” dedi kasketli şişman.

“Karşılayabilir miydin ki?” diye sordu uzun paltolu genç.

“Sorun değil ki çalardım. Polisler peşime düşene kadar zaten kuleyi uçurmuş olacaktık” diye yanıtladı şişman.

“Geç kaldın birader. Kuleyi uçurmadan evvel otuzbir çekmeyi falan düşünüyorsan da hiç tavsiye etmem” diye takıldı şişmana, uzun paltolu genç.

“Hadi” dedi yüzü yaralı yaşlı adam şoföre ve zamanı yok etmek üzere yola koyuldu hiç dünyaya gelmemiş olmayı yeğleyen 3 yabancı.

Hava buz gibiydi ve o bugün hiçbir zaman "Dün" olarak anılmayacaktı.

Arda ŞAKAR

Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • ryuuk
    ryuuk 27 Nisan 2010 - 17:55çok iyi olmuş gerçekten. asimov'un aklına gelse yazacağı türden hani. [ispiyonla]
    +3
  • us33
    us33 23 Nisan 2010 - 15:39Bir de çizgiye döksen tam Kenan Yarar tadında şahane bir şey olur. Böyle de çok iyi tabi. [ispiyonla]
    +3
  • zolucan
    zolucan 14 Nisan 2010 - 00:44zaman zaman benimde aklıma geliyordu da yazacak zaman bulamıyordum. artık zaman problemi olmadığına göre bir tanede ben yazabilirim :) [ispiyonla]
    +5
  • educatedear
    educatedear 13 Nisan 2010 - 19:42olan bizim filme oldu. [ispiyonla]
    +7
  • serrori
    serrori 13 Nisan 2010 - 19:32hikayeyi sevdigim kadar tag bulutuna sevdim arda :d [ispiyonla]
    +4
  • elninorog
    elninorog 13 Nisan 2010 - 18:01çok kaliteli ve kendini okutan hatta okurken sorgulatan bir yazı olmuş [ispiyonla]
    +4
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...