Fuzuli Kantatası

“Meni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan, murâdım şem'i yanmaz mı?”

Saat sabahın yedisi, uyuyor ama kulağı telefonda. Zira dün gece onun doğum gününü kutlamıştı. Gelecek mesajı geceden beri merakla bekliyordu. Hoş gerçi doğum gününe de iki gün vardı daha ama neredeyse bir aydır bugünü beklediği için artık dayanamadı ve iki gün öncesinden kutladı doğum gününü.
5 ay olmuştu onu en son görüşünden bu yana. Parkta ki bankta “hoşça kal” derken kendini ağlamamak için nasıl sıktığını hatırladıkça içi acıyordu. Kim çıkarmış bu "erkekler ağlamaz" zırvasını? Bıraksalar hüngür hüngür ağlardı da işte öğretmişler ya bir kere erkekler ağlamaz diye, ağlasa ayıplanır diye sıkıyordu kendini.
Eskişehir'den geldikten sonra durumu daha da kötüleşmiş, psikolog ve psikiyatr desteği ile ilaç kullanmaya başlamıştı. 5 aydır eve ziyaretine gelen kuzenleri dışında kimseyle görüşmemişti. Odasından bile çok gerekli olmadıkça çıkmıyor, çok az konuşuyor, genellikle uyuyordu. Arkadaşların telefonlarını açmıyor, mesajlarına cevap vermiyordu.

“Kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsan,
Niçin kılmaz bana derman beni bîmâr sanmaz mı?”

Arkadaşlarının da bu kadar vefalı olduğunu bu hastalığı sayesinde öğrendi. Açmadıkça tekrar tekrar arıyorlar, mesaj atıp iyi olup olmadığını soruyorlardı. Hatta kimisi annesinden babasından haber almaya çalışıyordu. Bu kötü günlerinde arkadaşlarının bu vefası ne kadar moral motivasyon olsa da bir yandan da 5 aydır dilinden düşmeyen, yadından çıkmayan tek kişinin hiç aramaması da o denli kolunu kanadını kırıyordu.
“Belki o da çok acı çekti, tekrardan sesimi duymaya cesareti yok, bu yüzden arayamıyor” diyordu kendi kendine. Aslında unutulduğunu biliyordu da ne çare; zaten hasta olan ruh haletinin daha da dibe vurmasına gerek yoktu. Yalan da olsa inanmak daha güzeldi.

“Şeb-i hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım,
Uyarır halkı efganım kara bahtım uyanmaz mı?”

Hediyesini de hazır etmişti. Kargoyla yollayacaktı çalıştığı yerin adresine. Hediye dediği de fotoğraf çerçevesi. Dışarıdan çok basit görünse de çocuk için çok zor bir hediye oldu. Zira içine koyacağı fotoğrafı seçmesi bir dert, 5 aydır dışarı çıkmamış bünyenin çerçeve seçmek için çarşıyı gezmesi ayrı bir dertti. İlk başta ikisinin birlikte olduğu bir fotoğrafı seçti, sonra “İleride mutlaka yeni bir ilişkisi olacak, o zaman bu fotoğrafı atmak zorunda kalır” diyerek sadece onun olduğu bir fotoğraf aramaya başladı fotoğrafların içinden. Çok zor geliyordu eski fotoğraflara bakmak. Boğazı düğümlenip düğümlenip açılıyordu. O sırada aklına geldi; belki şimdi bile bir sevgilisi vardı! Herşeyin bittiğini o an daha iyi anladı, gözleri doldu, erkekler ağlamaz ya, sıktı kendini, ama yine de bir iki damla kaçtı erkekliğine rağmen.
Öyle kuru kuru fotoğraf koyulmazdı elbet sadece. Her kampa gittiğinde yerden bulup da kurutup sakladığı kelebekleri fotoğrafın üstüne yapıştırdı özene bezene.
Sıra çerçeveyi bulmaktaydı. Sokağa çıkmayalı epey olmuştu. Esnaflara girdiğinde doğru düzgün konuşmayı bile unuttuğunu fark etti. Onun en sevdiği renk olan kırmızı çerçeveyi bir iki dükkan gezdikten sonra bulmuştu. Dükkan sahibi de çocuğun aksi gibi konuşmayı çok seven biri çıktı. Çocuk bir an önce siparişi verip çıkmak istese de çerçevenin materyalinden tut, imalat prosesine kadar bir çok şeyi öğrendi.
Zor da olsa sonunda hediyesi hazırdı. O günün gecesinde doğum gününü kutlayan mesajı yolladı.

“Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?”

Saat gece üç… Çocuk uyuyor ama kulağı telefonda. Telefonun sesiyle irkildi çocuk. Telefon çalıyordu evet! Heyecandan eli ayağı titredi, zira aramasını beklemiyordu. Mesaj atar sanıyordu sadece. Ne diyecekti şimdi telefonda. Daha dün dükkan dükkan gezerken konuşmayı unuttuğunu fark etmemişmiydi. Ya saçmalarsa, rezil olursa! Açmasa mıydı? Ama sesini duymaya karşı da inanılmaz bir istek vardı içinde. Telefonu savaş alanı gibi yatağının içinde zor buldu. Felek de hep böyle zamanlarda yapar şakalarını. Arayan kuzeniydi “Kuzen senin karakterin şifresi neydi lan?” (oyundan bahsediyor) . İşte yukarıdaki, çocukla ara ara bu şekilde nükteleşirdi. Arada böyle çocuğun en çok beklediği, en çok hevesli olduğu zamanlarda ters köşeye takmak en sevdiği şeydi yukarıdakinin.
- Ya kuzen gece gece derdini ızdırabını ya… Oof of! Yaz hadi… altı beş yedi ……
- Ne bileyim kuzen sen bu saatlerde uyumazdın, neyse kusura bakma, hadi iyi uykular.
Yine uyudu çocuk. Gerçi uykusu olduğundan değil. Kuzeninin de dediği gibi bu saatlerde uyumazdı zaten. Ama başka türlü de zaman akmıyordu. Bir türlü geçmek bilmiyordu vakit.
Saat sabahın beşi… Bu sefer mesaj sesiyle uyandı. Yine bir heyecan! Bu saatte kalkıp bana mesaj attığına göre hala ona değer veriyordu demek ki! İçini bir sevinç kapladı. Ama işte yukarıda ki nüktelere doymamıştı daha; en yakın arkadaşlarından Hakan’dı mesaj yollayan...
- Lan yavşak, telefonlarıma çıkmıyorsun bari mesajlara cevap ver. İhtiyacım var oğlum sana bu aralar. Konuşmamız lazım!
Mesajı kapatıp yine yastığa gömdü başını. Yukarıda ki de bokunu çıkarıyordu bazen cidden… Tamam ilkinde güldük komikti de, bu ikincisi neydi şimdi!
Beklenen mesaj yedi buçuk gibi geldi. Geceden beri o kadar feyk yedikten sonra, bu sefer heyecandan yoksun aldı eline telefonu. Bu sefer ondan gelmişti cidden. Sevinecekti ama sevinemedi. Zira mesajda cümle kurmaya bile erinmişti ;
- Teşekkürler
Evet. Bir aydır beklenen cevap bir cümle bile olmaktan uzaktı. Böyle bir çaresizlik, böyle bir hayal kırıklığı olamazdı, bu kısacık cevapla sanki kalan son yaşama bağı da kopup gitmişti. Gerçi cevabın kısa veya uzun olması değildi sorun olan. Sadece bir harfe bile razıydı içinde duygu barındıran. Kendini toparlayıp son bir kez daha denedi şansını, bu duygudan yoksun cevap değildi çünkü beklediği…
- Sanırım sadece bir teşekkürle yetinmem lazım.

Şimdi açılacaktı, istediği cevabı alacaktı. En azından öyle umuyordu. Ama olmadı, yine aynı duygusuzlukla devam etti;
- Evet
Çaresizdi, diyecek bir şeyi yoktu, kolu kanadı kırılmıştı ama yine de devam etti çocuk yazmaya ve cevabından çok korktuğu soruyu sordu;
- Bana sinirli misin ya da hayatında başka biri mi var?
- Başka biri var
Şairin de dediği gibi, ölüm gibi birşeydi ama kimse ölmedi. Keşke teknoloji, duygularımızın bir kısmını karşıdakine aktarabileceği bir icat yapsaymış. O an çok istedi içinde ki acının bir kısmını ona göndermeyi. Bu ruhsuz cevapları zaten yeterince kolunu kanadını kırmışken, hayatında biri olduğunu öğrenmek içindeki ufacık umudu da söktü aldı.
Yazı çok güçlü bir şey aslında. Yazı ki anlatamadığın duyguları ifade edebilmenin en güzel aracıdır. Aynı yazı bazen de duygularını gizlemenin en güçlü yardımcısıdır. Çocuk sonuna bir gülümseme ifadesi ile “umarım mutlu olursun” diye yazdı. Yazarken gözünden yaşlar süzülüyordu ama yazı bunu gizlemesine yardımcıydı, kimse görmedi, bilmedi ağladığını. Zaten erkekler ağlamaz.
Fotoğraf çerçevesini alıp kendini dışarı attı. Deniz kenarına gitti, ağladı sessiz sessiz. Hediyesini denize verdi.

“Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı?”

Evet Nazan işte bunlardı seninle o kısacık mesajlaşmanın altında yatan hikayenin ufacık bir kısmı. Kimseye söylemedim bunları, sadece sana açtım, bilmem inanır mısın inanmaz mısın =)

Beş aydır odamda sürekli senli hayaller kurdum. Gerçi ciddiye alınacak hayaller değil, bilirsin beni çocuk gibiyimdir. Velakin hayallerim de çocuksu hayallerdi. Kimi zaman süper kahraman olup yanına geliyordum, kimi zaman senin için yüksek bir dağda inzivaya çekiliyordum. En çok oyalandığım hayal bir araba çekilişi olmuştu. Bir firma lüks bir araba veriyordu çekilişle. Katıldım ve sürekli hayaller kurdum çekiliş gününe kadar. Araba bana çıkıyordu, o arabayla geliyordum Eskişehir’e evinin önünde seni arıyordum eskiden olduğu gibi. Sen aşağı geliyordun. Beni görünce mutlu oluyordun. Ben de ilk başta biraz sitemkar davranıyor, sonra sarılıyordum sana doya doya… Sonra arabayı satıyor ev alıyordum, kalan parayla da iş kuruyordum. Seni istemeye geliyorduk ailenden. Biliyorum saçma ve komik geliyor sana bu hayaller ama beni hastalığım sırasında tek mutlu eden şeyler bu çocuksu hayallerdi.
Artık hayal kuracak bir sevgili de kalmadı =) Teşekkürler.

“Fizûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı?”

Gariptir ki bu ikinci oldu beni böyle naçar bıraktığın, böyle üzdüğün. Yine de bu nasıl sevdadır ki hala ismin aklıma geldiğinde içim titriyor.
Bu yazı da benim sana ayrılırken hediyem olsun.
Umarım saklarsın.
İyi ki doğdun Nazan…
Hoşça kal…

bradypodidae bradypodidae diyor ki;
Kategori: Ciddi
Etiketler: Hoşçakal sevdicek
12 25 Eylül 2016
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • aygıt kocaman
    aygıt kocaman 25 Eylül 2016 - 10:54zaten gerçekleşmesini istediğimiz şeyler hep olmadık zamanlarda olur. amına koyim [ispiyonla]
    +1
  • omerkenan
    omerkenan 25 Eylül 2016 - 10:52la bak benim de başıma geldi bu tarz bi olay. biliyorum milyon defalar duymuşsundur. unutuyorsun. ama biri geliyor bu tarz bir yazı yazıyor. sonra yeniden hatırlıyorsun amk. shovket ekberova'dan parçayı açıp dinleyerek okudum yazıyı. gözümden bir kaç damla yaş geldi. erkekler ağlamaz ya amk... [ispiyonla]
    +2
  • gkaja
    gkaja 25 Eylül 2016 - 03:36Şimdi Nazan düşünsün.Yüreğine sağlık arkadaşım :) [ispiyonla]
    +7
  • zgnkymz
    zgnkymz 25 Eylül 2016 - 00:29söyleyecek bir şey bulamadım. Keşke duygularımızı başkalarına da hissettirebilseydik. Acı vermek için değil elbette, insan sevdiğinin acı duymasına katlanamaz. Yalnızca seni de anlayabilsin diye. Olmuyor, canı sağolsun. [ispiyonla]
    +4
© 2004 - 2019 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...