Türk Filmi - X-men

Son yıllarda piyasaya sürülüp tüketilen, hormonlu, genleriyle oynanmış yiyecekler, düşük yaşam koşullarının yarattığı stres, zamanla bazı insanların genlerinde bozunmaya neden olmuş ve X-geni denilen bir gen ortaya çıkmıştır. Bu X geni oluştuğu insana çoğu zaman gözle görülür bir etki yaratmazken, bazı insanları mutasyona uğratmış ve üstün yetenekler ortaya çıkarmıştır. Kimisi bu üstün yeteneklerini insanlığın refahı için kullanırken kimisi ise kötü emellerine alet etmiştir.
Bütün dünyada görülen bu mutasyona en çok da Türkiye'de rastlanıyordu. Zira bütün dünyadaki gibi hormonlu sebzeler, etler, genleriyle oynanmış hububatın yanı sıra bu ülke de 1 liraya satılan tavuk döner + ayranlar , MK Holding'in (Mardinli Kardeşler Holding) tekelinde bulunan midye dolmalar, köşebaşında 3 liraya satılan adana dürümleri yiyip de hayatta kalmaları bile başlı başına bir süper güçtü aslında. Eh yaşam koşulları bakımından da bir İsveç, bir Kanada olmadığı da göz önünde bulundurulursa, neden Türkiye de daha fazla rastlandığını anlamak pek de güç olmaz.
İnsanlar bu mutasyona uğramışlardan korkuyordu. Çünkü içlerinde bu güçleri kötü amaçlar için kullananlar insanlığı endişelendiriyordu. İşte tam bu aralar Amerika da X genine sahip ve kendine Profesör X adını veren birisi, insanlığı korumak adına bir okul kurmaya karar verir. Burada yetiştirdiği öğrencilerin içinden elit bir ekip kurarak onlara X-Men adını verip insanlığı hem kendinden hem de mutasyona uğramış diğer kötü niyetli kişilerden korumaya başlar.
İşte bizim hikayemiz de tam burada başlar...

İlker diğer insanlar gibi sıradan hayat süren, ot gibi yaşayan bir gençtir aslında. Her sabah 6 da lanet okuyarak kalkıp işe giden, akşam 8 de püre kıvamında eve dönen ,yemeğini yiyip, yatıp, ertesi gün aynı şeyleri tekrarlayan bir ölümlü...
Ta ki bir gün eve geldiğinde Profesör X ve diğer X Men leri odasında onu beklerken görünceye kadar...
O gün yine hayattan bezmiş bir şekilde eve dönüyordu İlker. BİM den akşam yemeği için aldığı nevaleyle kapının kilidini açıp içeri girdi. Odanın ışığını açtığında karşısında X Men leri gören İlker'in ilk tepkisi 'Ananı skyim hırsız" diyerek elindeki poşeti onlara fırlatıp gerisini geriye kaçmak oldu. Eh nereden bilsin çocuk X Men i Profesör X i falan. Profesör böyle durumlara alışık ve hazırlıklıydı. Psişik güçleriyle havadaki poşeti durdurup, ilker'in kaçmasını engellemek için kapıyı kapatıp kilitledi. İlker bunları görünce iyice korktu gariban... Deli gibi kapıyı zorlarken, bir yandan da "mnskim hırsız değil bunlar üç harfli laaann" diyerek ağlamaya başladı. Biraz daha kapıyı zorladıktan sonra geriye dönüp gözlerini yere eğip ,dizlerinin üzerine çöküp yalvarmaya başladı "Beni çarpmazsanız her istediğinizi yaparım, isteyin size tapayım, isteyin dinden çıkayım, ne olur ellemeyin beni, isterseniz sizin için kedi falan bile keserim" . Biraz sakinleştiğini gören Profesör huzur dolu bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.
- İlker biz ne hırsızız ne de üç harfli. Bizler bir takım yetenekleri olan X Men leriz. Bu yeteneklerimizi de insanlığın refahı ve güvenliği için kullanıyoruz.

Tam o sırada İlker in dikkatini Profesör X in yanındaki dar ve dekolte deriden giysiler giyinmiş hatunlar dikkatini çekti. İçinden "Yoksa...Yoksa... Tabi ya, giysilerinden anlamalıydım zaten. Böyle seksi fantezi giysilerini niye giysinler yoksa. Baksana keltoş olanda insanlığın refahı için çalışıyoruz falan diyor... Offf mutluluktan ağlayabilirim şu an. Şu kızıl saçlıyı isteyeceğim ben. Acaba istediğimizi seçebiliyor muyuz ve sadece bir kereye mi izin veriyorlar. Neyse ne olursa olsun hiç yoktan iyidir, ne güzel insanlar varmış lan bu dünyada. 30 yıllık abazalığım demek ki bugün son bulacakmış" diye geçirirken, beyninde sert bir ses yankılandı. "Höst ulan hayvanoğluhayvan, pezevenge benzer bir yanım var mı benim" Bu Profesör X in sesiydi. Psişik güçleri ile insanların düşüncelerini okuyabiliyor , telepati yoluyla iletişim kurabiliyor ve insanların duygu ve düşüncelerini kontrol edebiliyordu. Tabi İlker bunu yine üç harflilere dayandırarak ağlamaya başladı. "Hani 3 harfli değildiniz laaaan, çık içimdeeeen, bismillahirahmanirahim...kulfu allahu samed... elhamdülillah... laaaan dua da bilmiyorum... keşke bir iki dua öğrenseydim böyle acil durumlar için" ağlayarak telefonunu çıkarttı ve google da ayetel kürsi yazarken profesör yine psişik güçleriyle elindeki telefonu elinden uçurdu. Profesör bu sefer psişik güçlerini kullanarak, telepati ile konuştu ;
- İlker sana yalan söylemiyorum , biz 3 harfli 5 harfli falan değiliz. Senin gibi etten kemikten insanız, sadece bazı güçlere sahibiz. İşte benimki de gördüğün üzere insanların düşüncelerini okuyabilmek, kontrol edebilmek ve kütlelerin yerlerini değiştirebilmek diyebiliriz özetle. Yanımda görmüş olduğun o kızılın adı Jean (ciin) ve onun da yetenekleri...
Profesör konuşması bitmemişti ki İlker yine ağlamaya başladı "Hani cin değildiniz hani haaa... Kızıl saçlı cin diyorsun şimdi de, ne yapacaksanız yapın lan, skecem psikolojimi bozdunuz iyice."
Profesör yavaştan sinirlenmeye başlıyordu ;
"Evladım angutmusun sen. Adı o mk! Sizin dilinizde de böyle okunuyor. Cin min değiliz diyorum skecem şimdi 3 harfli takıntını da seni de... Bir bitirtmedin ki sözümü..."

İlker bir daha sözünü kesmeyeceğine söz verdikten sonra Profesör konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

"Evet İlker nerede kalmıştım...Ne dediğimi de unutturdun bana, kafamı bıraktın mk. Nerede kalmıştım ben Jean?"
"Yeteneklerimizden bahsediyordunuz Profesör, en son benim yeteneklerimi söylüyordunuz."
"Hah tamam hatırladım. Dediğim gibi İlker bu odada ki herkesin belli başlı yet..." derken profesör yine konuşmasını kesti ve yüzü sinirle kızardı.
"İlker o sapıkça düşüncelerden men ediyorum seni, Jean'e değil de artık konuşmalarımıza odaklanırsan memnun olurum"

İlker kızararak özürdiledi ama bir türlü düşüncelerini Jean'in memelerinden kalçalarından alıkoyamıyordu. Hani bu şey gibiydi, birine aklına sakın şunu getirme diye tembihleyince insanın aklından o şey çıkmaz ya; onun gibi... Düşüncelerinin okunduğunu bilmek onu daha fazla odaklamıştı deri giysiden fırlamak üzere olan memelere.

Jean daha fazla dayanamadı "Profesör izin ver şunu paket haline getireyim, cin çarpmışa dönsün"

İlker yine ağlamaklı " al işte yine cin dedi"
Profesör "Lan lafın gelişi dedi allah allah... Sen de dur bi Jean allahaşkına ya. Biraz şans tanıyalım ona..."

Ama İlker konu buna odaklandıkça daha fazla düşüncelerinin kontrolünü kaybediyordu, tek aklından geçen "am-göt-meme" üçlüsüydü. Profesör bir kafa hareketiyle balkonun kapısını açtı ve İlker i havalandırarak, balkonun korkuluklarının dışına çıkardı. İlker 9. katın önünde havada asılı halde tuttu. Tebessüm ederek "Evet sanırım artık düşüncelerini başka şeylere odaklaya bilirsin, misal düşmemeye" dedi.
İlkerin beti benzi attı, yalvarmaya başladı yine "Lütfen lütfen beni içeri al, elimde değildi onları düşünmek özürdilerim, özürdilerim lütfen lütfen..."
İlkerin iç sesi;
"ohh şu kalçalarla belin uyumuna bak... özürdilerim yeminle ben düşünmek istemiyorum bunları... memelere bak süt gibi mis oysh.. ühühü özürdilerim valla özürdilerim..."

Profesör sonunda anladı ki bu abazanın durumu vahim. İçeri çekti İlker i ve Wolverine ye (volverin) seslendi "wol şunu bi karıya götürün cyclops ile birlikte. Yoksa boğup öldüreceğim salağı."

Wolverine ne kadar bu durumdan hoşnutsuz olsa da Profesörün sözünün üstüne birşey diyemezdi. Homurdana homurdana çıktılar odadan.

3 saat sonra geri döndüklerinde Profesör takımın kadın üyelerini yan odaya almıştı. Oda da sadece erkek erkeğe idiler artık. İlker in ağzı kulaklarındaydı, mutluluğu ilk bakışta belli oluyordu. Salak salak sırıtıp duruyordu etrafa, marihuana almış gibiydi.
"İnsanların refahı için yaptıklarınıza çok minnettarım Profesör. Siz de olmasanız beni kim düşünürdü, yemin ederim bak avucumun içi nasır tu..." derken profesör sinirle sözünü kesti "lan amsalak biz insanlığın refahı derken bunları mı kastediyorduk sanıyorsun? öyle bir amsalaksın ki başka türlü konuştuklarımıza odaklanamıyorsun diye mecbur kaldık bunu yapmaya. artık sus ve dinle sadece, yoksa yemin ederim seni paket haline getirip şu sürahinin içine sokacağım"

"tamam tamam dinliyorum hiç sesimi çıkarmadan. yine de son olarak teşekkür ederim"

Profesör kafasını iki yana sallayarak "töbe estafurullah..." der ve sinirlerine hakim olarak devam eder konuşmasına,
"evet İlker dediğim gibi bu odada ki ve senin abazalığın yüzünden yan odaya almak zorunda kaldığım herkesin özel güçleri var. Buna sen de dahilsin"
İlker şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez. Demek onda da süper güçler vardı ve yıllardır bunun farkında değildi. Aslında bazen farklı olduğunu hissediyordu. Bir farklılığı kesin olmalıydı ama bulamıyordu ne olduğunu. Şimdi birileri gelip bunu kesin olarak söylemişlerdi. 5 dakika önce de milli olmuştu. Bu hayatının en güzel günüydü, mutluluktan havalara uçmak üzereydi... O sırada aklına geldi "lan dur belki de gerçekten havaya uçabiliyorumdur, zaten bazen pencereden aşağı atlasam sanki uçacakmışım gibi hissediyordum, demek ki süper gücüm uçmak, vay anasını yaaa" diye düşünürken profesör araya girdi "kendini pencereden aşağı bırakırsan bok çuvalı gibi yere yapışırsın ilker"
İlker unutmuştu bir anlığına düşüncelerini okuyabildiği. "Peki benim gücüm ne? Duvarlara tırmanmak mı, gerçi mecaz anlamında 30 yıldır bu güce sahibim ama bugün allah razı olsun sizden, kurtuldum bundan ehehe... Ya da ben de sizin gibi cisimleri yerinden mi oynatabiliyorum? Bazen deniyordum biliyor musun profesör... bardağa falan böyle uzun uzun bakıp, konsantre olarak yerinden oynatmaya çalışıyordum ama beceremedim şimdiye kadar.Gözlerimden ışın mı çıkarıyorum. Gücüm bu mu peki? Nasıl yapıldığını, içimdeki yeteneği nasıl kullanacağımı mı öğreteceksiniz bana? Lan ne karı kız kaldırırım bu yeteneklerle var ya... off ki of"
"lan daha yeni götürdüler karıya, ne birikimli bir abazaymışsın evladım sen. hala aklın fikrin karıda kızda... hayır ilker hiçbirisi değil. senin yeteneğin bunların çok daha ötesinde. bir bakıma sana ihtiyacımız var da diyebiliriz. içimizde hiç kimse de senin sahip olduğun yeteneğe sahip olan yok"
İlker iyice havaya girmiş, kendini göklerin üstünde, bir tanrı gibi hissetmeye başlamıştı. "ne peki benim yeteneğim söyleyin artık, ne bu dizilerde ki gibi uzatıp duruyorsunuz, reklam mı alacağız araya mk"
"İlker bazen rüyaların gerçekleşmiş gibi hissediyorsun değil mi?
"evet!"
"Ama tam anlamıyla gerçekleşmiyor, kopukluklar oluyor veya farklı biçimlerde gerçekleşiyor di mi!"
"evet!"
"İşte İlker senin süper gücün bu, sen gerçekten de rüyanda yakın geleceği görebiliyorsun. Ama yeteneğini tam olarak kullanmayı bilmediğin için farklı biçimlerde görüyor ve yorumluyorsun. Eğer bize katılmayı kabul edersen sana bu yeteneğini tam olarak kullanmayı öğreteceğim...Ne diyorsun?"
"Ne yani benim süper gücüm siz aksiyon yaşarken sığır gibi uyumak mı olacak. Skeyim milletteki güçlere bak bizimkine bak...Bununla karı kız falan da tavlayamayız ki mk!"
"hala karı kız diyor töbe yarabbim ya... İlker anlamıyor musun sende ki güç ile kimse bizi alt edemez, herşeyi önceden görüp önlem alabiliriz. Sana ihtiyacımız var İlker"
"Tamam peki ben ne kazanacağım bundan? Sigorta falan yapıyor musunuz, maaş ne kadar? Zaten afilli bir gücüm de yokmuş, hep geri planda olacağım, bari maaşı tatmin edici olsun"
"Offf...Wol tansiyon hapımı ver evladım. Ne zaman Türkiye den öğrenci bulsak bunları yaşıyorum. Bir daha Türkiye den öğrenci alırsam ağzıma sıçsınlar. İlker evladım sen sığır mısın? Ben sana dünyayı kurtarmaktan bahsediyorum, insanlığın refahından bahsediyorum sen maaş soruyorsun. Ayrıca zaten Türkiyede ki asgari ücreti ve yoksulluk sınırını biliyoruz. Zaten yarı aç yaşıyorsunuz mk, neyin nazını yapıyorsun şimdi bize"
"Tamam ikna oldum, geliyorum. Ne yapmam lazım peki?"
"Sadece eşyalarını hazırlaman, x uçağı dışarıda bekliyor zaten, seni merkezimize, amerikaya götüreceğiz"
"hemen hazırlanıyorum"

Ertesi gün İlker merkeze gelmişti. Kocaman şato gibi bir ev ve uçsuz bucaksız bahçesi olan bir yerdi. Etrafta çocuk genç yaşlı bir sürü insan vardı. Onların da özel güçleri vardı demek. Zaten bazılarının görünüşünden belliydi farklılıkları. Binanın koridorunda giderken Jean ile karşı karşıya geldiler. İlker gerildi, içinden "allahım nolur düşündürme bana bunları, nolur engelle beni , am göt meme, offf özürdilerim, özürdilerim elimde değil, memeli göt, kalçalar... özürdilerriiiiimmm... seks seks seks memeeeeee..."
Bir anda kendini binanın tavanında buldu, Jean ; "Profesör için bu kadar değerli olmasan seni o tavana çivilerdim, dua et ki yeteneklerin yüzünden dokunamıyorum sana..."
ilker içinden ;"ohh dokunmak dedi... dokunsa keşke bana... özürdileriiimmm isteyerek olmuyor..."
Jean sinirle "allahım çıldırmak üzereyim" diyerek arkasını döndü ve gitti. İlker tavandan yere düşünce biraz canı yandı ama aklından geçenler hala aynı üçlüden ibaretti.
İnsanlarla tanışmak için bahçeye çıktı. Ağacın altında kitap okuyan ,yanında onlarca kitap olan bir kız gördü ve yanına yaklaştı. Kız kitabı okumaktan çok sayfaları hızlıca çırpıyor gibiydi. Yanına yaklaştı ve "merhaba sizin de özel güçleriniz var sanırım.Sizin gücünüz ne acaba?" diye sordu. Kız gülümseyerek "Benim gücüm de bu işte" diyerek yeni bir kitabı alıp elinde 10 saniye içinde sayfaları hızlıca çırparak yere koydu. İlker anlamadı gücünün ne olduğunu ve gülerek "kitapların sayfalarının tozunu almak mı özel gücün ehiehi" dedi. Kızın bozulduğunu görünce, ciddileşerek "şaka yapıyordum sadece, anlayamadım ama gücünün ne olduğunu" diyerek durumu toparlamaya çalıştı. Kız "en kalın kitapları bile 10 saniye içinde okuyabiliyorum. takımın bir bilgi ihtiyacı olduğunda bana söylerler, ben de kütüphanedeki tüm kitapları istedikleri bilgileri buluncaya kadar okurum."
"vay canına çok havalı... Benim özel gücüm de ayıptır söylemesi kimse de bulunmayan bir güç. Zaten çok yalvardılar, takıma katılayım diye. Kıramadım ben de geldim."
"senin gücün ne peki"
"yakın geleceği görebiliyorum"
"vay canına bu gerçekten müthiş bir güç... peki o zaman söyle bana ben 1 saat sonra nerede olacağım..."
"şeyyy.. bunun için uyumam lazım. zira rüyamda görebiliyorum geleceği."
kız bir kahkaha attı "uyuyarak dünyayı kurtarmaya çalışan tek x men sen olacaksın"
İlker biraz bozulsa da, kızın güzelliği hatrına o da gülmüş gibi yaptı. Kızla samimiyeti ilerletmek için sohbeti başka açılardan da ilerletmesi gerektiğini düşündü.
"ya bu bina profesöre aitmiş. aslında burayı kiraya verse, öğrenciler için de daha makul bir bina kiralayıp, bahçenin bir kısmına da birşeyler ekse falan deli kar eder aslında ha!" diyerek yeni bir konu açmaya çalışır. Kız biraz küçümseyici bir tavırla "Türksün di mi" der. İlker nereden anladığına şaşırır, herhalde tipten anladı diye düşünür. Yine de merak edip sorar nereden anladığını. "burada başka türkler de var, hep aynı şeyler konuşuyorlar, uçağın ne kadar mazot yaktığını, normal bir uçuş şirketiyle gidilse ne kadar kar edileceğini, binanın ne kadar edeceğini, profesörün kullandığı tekerlikli sandalyenin ne kadar ettiği falan filan gibi konular..."
"hakikaten profesörün kullandığı tekerlikli sandalye ne lan öyle, kimbilir ne kadar para vermişlerdir ona"
Kız sıkıldığını belli ederek "Müsaade edersen benden bekledikleri bilgileri bulmam lazım. daha sonra yine konuşuruz, tanıştığımıza memnun oldum" diyerek İlker i kibarca savuşturur.
İlker ise girişiminden memnun bir şekilde "Kız benden hoşlandı, bir hafta içinde kesin götürürüm bu kızı" diye düşünerek kızın yanından uzaklaşır. Bahçede turlayıp arazinin ne kadar ettiğini düşünürken yanına wolverine gelir ve profesörün onu görmek istediğini söyler.

Aslında devamını yazacaktım ama sanırım pek beğenmediğim için hevesim kaçtı ve devamını getiremedim. Yine de kamuoyu tepkisini görmek için yüklüyorum siteye =) Belki güzel yorumlar gelirse onun motivasyonuyla devam ederim türk filmleri serime. Buraya kadar okuyup, dayanabildiğiniz için teşekkürler ...

15 13 Şubat 2017
Yorumlar
Yorum Yaz

En Popüler Yorumlar

  • silviodante
    silviodante 14 Şubat 2017 - 01:22 okumadım, okumak isterim, okuyacağım, okumadım. [ispiyonla]
    +8
  • onoka
    onoka 14 Şubat 2017 - 02:30 kelaynak ve çetesi ile ben de karşılaşmıştım, karayosun körfezinde kaçakçılık yapıyorduk, yanımızda harbiden bi cin bi de delinin okşadığı (x gene sahip insanımsı için kullandığımız argo) vardı, sayelerinde malları hızlıca kontrole yakalanamadan körfezden geçiriyorduk, bir dir iki dir tüm malları yakalıyorlar, neymiş efendim kaçak züccaciye ürünleri yüzünden, insanların refah seviyesi düşüyormuş, bunlar yapacağımız her hamlemizi bildiklerinden gemilerimizi yaktılar tayfalarımızı köpek balıklarına attılar, kelaynak çetesinde türklerin de olduğunu duyunca, cini tepelerine yolladık, lakin cin bunlara yaklaşamıyor, hepsine güzelce üflemişler ama bu bizim hamleleri çözen eleman kimdir nediri öğrendik ve ilk olarak onu yok etmeye karar verdik, bunun için 5 delinin okşadığı ile anlaştık, kestirik isimli kelaynak ile geleceği gören arasında iletişimi kesebileceğini söylemişti ve bizden eşek yükü ile züccaciye almıştı, bu sayede kelaynak hamlelerimizi göremeyecekti. bunların üçü de uçuyor, kaçıyor, zıplıyor, zeyna gibi bağırıyor, ele avuca sığmayan tiplerdi, 4. sü vızlak namında bir belinliydi, zaten onu 3 harfli bulup getirdi, büyüdür falan birlikte sapık ayinler yapıyorlarmış. taarruzumuzun özeti şuydu, bunlar kelaynağın çetesindeki geleceği gören tırsağa zıplayacaklar tabi kestiriğin kesmesiyle, o sıra ban bancılar kelayanak ve çetesine girişecek ama yanlarında çatal el olduğundan savaş meydanını denizin üzerini seçtik, bunlardaki kibir kimsede yok hemen atıldılar, neticede çeteyi toz duman ettik, lakin kestirik yalancı tekiymiş, bağ falan kesememiş, ban bancılar harbi savaşçı olduklarından kazanmışlar, vızlak ile cin yinede pısırığı yakalamışlar, evirmişler çevirmişler, top gibi sektirirken pısırık bir kaç dua okumuş vızlak bile taklaya gelmiş, a.q şeytanları hiç bi güçleri yoktur ama caka satmak da üstlerine kimse de yoktur. neticede anlaşma yaptık, her yıl vergi vermeyi ve başkanlarının bizim miço seviyesinde olmasını kabul ettiler, karşılığında ise karayosundan çekildik. zaten her seferinde son vurgun falan sonra emeklilik diyorduk, bize de bahane oldu. [ispiyonla]
    +2

Tüm Yorumlar

  • onoka
    onoka 26 Mayıs 2019 - 22:26@bradypodidae yıllar sonra buraya @knadi ve @ms kankilerimin sohbeti üzerine geldim, bana cevaben yazdığın yorum için teşekkür eder, sevişme sırasında kilime bakan kız şuan ne yapıyor merak içindeyiz, daima selametle kal x-türk [ispiyonla]
  • bidusun
    bidusun 14 Şubat 2017 - 12:32sizin okumayan gözlerinizi sikeyim! siktirin gidin o zaman. [ispiyonla]
  • cihanda
    cihanda 14 Şubat 2017 - 08:20elektrikler kesildi okuyamadım [ispiyonla]
    +1
  • bradypodidae
    bradypodidae 14 Şubat 2017 - 07:53Ehehe onoka valla helal olsun. Okumaya usenmedigi yetmezmiş gibi bir de hikayenin devamını yazmış :D [ispiyonla]
    +2
  • onoka
    onoka 14 Şubat 2017 - 02:30kelaynak ve çetesi ile ben de karşılaşmıştım, karayosun körfezinde kaçakçılık yapıyorduk, yanımızda harbiden bi cin bi de delinin okşadığı (x gene sahip insanımsı için kullandığımız argo) vardı, sayelerinde malları hızlıca kontrole yakalanamadan körfezden geçiriyorduk, bir dir iki dir tüm malları yakalıyorlar, neymiş efendim kaçak züccaciye ürünleri yüzünden, insanların refah seviyesi düşüyormuş, bunlar yapacağımız her hamlemizi bildiklerinden gemilerimizi yaktılar tayfalarımızı köpek balıklarına attılar, kelaynak çetesinde türklerin de olduğunu duyunca, cini tepelerine yolladık, lakin cin bunlara yaklaşamıyor, hepsine güzelce üflemişler ama bu bizim hamleleri çözen eleman kimdir nediri öğrendik ve ilk olarak onu yok etmeye karar verdik, bunun için 5 delinin okşadığı ile anlaştık, kestirik isimli kelaynak ile geleceği gören arasında iletişimi kesebileceğini söylemişti ve bizden eşek yükü ile züccaciye almıştı, bu sayede kelaynak hamlelerimizi göremeyecekti. bunların üçü de uçuyor, kaçıyor, zıplıyor, zeyna gibi bağırıyor, ele avuca sığmayan tiplerdi, 4. sü vızlak namında bir belinliydi, zaten onu 3 harfli bulup getirdi, büyüdür falan birlikte sapık ayinler yapıyorlarmış. taarruzumuzun özeti şuydu, bunlar kelaynağın çetesindeki geleceği gören tırsağa zıplayacaklar tabi kestiriğin kesmesiyle, o sıra ban bancılar kelayanak ve çetesine girişecek ama yanlarında çatal el olduğundan savaş meydanını denizin üzerini seçtik, bunlardaki kibir kimsede yok hemen atıldılar, neticede çeteyi toz duman ettik, lakin kestirik yalancı tekiymiş, bağ falan kesememiş, ban bancılar harbi savaşçı olduklarından kazanmışlar, vızlak ile cin yinede pısırığı yakalamışlar, evirmişler çevirmişler, top gibi sektirirken pısırık bir kaç dua okumuş vızlak bile taklaya gelmiş, a.q şeytanları hiç bi güçleri yoktur ama caka satmak da üstlerine kimse de yoktur. neticede anlaşma yaptık, her yıl vergi vermeyi ve başkanlarının bizim miço seviyesinde olmasını kabul ettiler, karşılığında ise karayosundan çekildik. zaten her seferinde son vurgun falan sonra emeklilik diyorduk, bize de bahane oldu. [ispiyonla]
    +2
  • silviodante
    silviodante 14 Şubat 2017 - 01:22okumadım, okumak isterim, okuyacağım, okumadım. [ispiyonla]
    +8
  • kaytmaz
    kaytmaz 14 Şubat 2017 - 01:19okumadım kardeş durumumuz yoktu [ispiyonla]
    -3
  • ay1519289519
    ay1519289519 14 Şubat 2017 - 00:07Okumadım. [ispiyonla]
    -1
  • ekran
    ekran 13 Şubat 2017 - 23:51eline sağlık. [ispiyonla]
    +2
  • bradypodidae
    bradypodidae 13 Şubat 2017 - 23:47Okumuşsun işte [ispiyonla]
    -1
© 2004 - 2019 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...