Tarihin En Seksi Barış Anlaşması

Olay M.S 1390 de geçiyor. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu orta ve doğru Avrupa’da istediği hemen her yeri ele geçiriyor. II. Karl yönetiminde ülke adete şaha kalkıyor, neredeyse durmakta olan inşaat sektörü canlanıyor, duble yollar yapılıyor ve her türlü yenilikler II. Karl döneminde yapılıyor. İmparatorun amacı doğuda istenilen yerleri aldıktan sonra artık batıya, Franklara ve ardından İngiliz topraklarına yönelmekti. Bunu yapmadan önce doğuda işgal edecek tek bir yer kalmıştı, o da adını bu olaydan sonra alacak olan Saksonya Krallığıydı. Saksonya Krallığının eski adı Kurfürstentum Krallığı idi. Şimdi gelelim bu iki devlet arasında yaşananlara ve Kurfürstentum'um nasıl Saksonya olduğuna.

M.S 1390 da Kral II. Karl Kurfürstentum Krallığına bir elçi gönderir. Krallığının Kurfürstentum hariç doğudaki bütün bölgeleri aldığını ve Kurfürstentum ile savaşmak istemediğini, gönül rızasıyla Germen İmparatorluğu himayesi altına girmelerini istedi. Ayrıca bu anlaşmayı kabul etmeleri durumunda Kurfürstentum'a geniş kapsamlı ticari ayrıcalıklarda sağlanacaktı. O zamanlar Kurfürstentum Krallığının başında güzel mi güzel, bir o kadarda zeki, hırslı, güçlü bir kadın Kraliçe I.Elisabeth vardı. Babası II. G.Friedrich'in hiç oğlan çocuğu olmadığı için tahta kızı Elisabeth geçmişti. I.Elisabeth babası erken yaşta hayatını kaybettiği için 20 li yaşlarında tahta geçmek zorunda kalmıştı. Kraliçeliğinin ilk yıllarını, yerine geçmek isteyen amcaoğullarıyla ve iç karışıklıklarla geçirmiş, bu süreçte devlet çok yıpranmıştı ama Elisabeth çok tecrübelenmişti. Bütün isyanları bastırmayı başarmış, zekası ve azmi sayesinde babasından düşüşte devraldığı krallığı tekrar saygın bir konuma getirmiştir. Ne var ki bu iç karışıklıklar sırasında kaybettikleri vakit boyunca Germen İmparatorluğu, Kurfürstentum sınırlarına kadar yayılmıştır. Bu süreçte sadece ekonomik sorunları düzeltmek için uğraştıklarından askeri olarak bu tehlikeli duruma hazırlanacak vakitleri olmamıştır. Kral II. Karl'dan gelen mektubu aldığında Kraliçe I. Elisabeth olacakları şimdiden kestirebiliyordu.

Acil koduyla bütün krallık yönetimini bir araya getirdi. Elisabeth başka bir imparatorluğun himayesi altına girmeyi kesinlikle düşünmüyordu. Kısa vadede planı Germen saldırılarını savuracak bir ordu kurup, uzun vadede Kurfürstentum sınırlarını genişletmek ve Germen İmparatorluğunun en büyük azılı düşmanı olmaktı. Neredeyse hemen hemen bütün komite Kraliçenin bu fikrine karşı çıktı ve bu anlaşmayı kabul etmesi için baskı yaptı. Kimse Germen İmparatorluğuyla başa çıkabileceklerini düşünmüyordu, birçoğu koltuğunun derdindeydi, bir kısmı da korkudan, anlaşmanın kabul edilmemesi gibi bir ihtimal düşünmüyordu bile. Başka bir devletin himayesi altında, sözde bağımsız bir şekilde ülke yönetmecilik oynamaya dünden razıydılar. Elisabeth ülke yönetimindeki bu sefil yöneticilerle bişey yapılamayacağının farkındaydı. İşe ilk önce kendisi her fırsatta devirmeye çalışan, her şeye muhalif ve en ufak bir fırsatta arkasından hançerlemeye meyilli olan amca oğullarını ve amcasını idam etmekle başladı. Böylece komitenin aklını karıştıracak bir oluşum kalmamıştı. Bütün komiteyi ikna etmeyi başardı ve Germen İmparatorluğunun teklifini reddeden bir cevap yazdılar. Komite onay vermişti ama herkes gergindi, asiller başlarının belaya girmesini istemiyordu.

Kral II. Karl tekliflerinin reddedileceğine ihtimal vermiyordu, çünkü bölgedeki tek mutlak güç kendisiydi ve ordusunun namı bütün Avrupaya yayılmıştı. Kurfürstentum'a ikinci bir mektup gönderdi, bu sefer üslubu biraz daha sertti. Tekliflerinin bir reddi daha savaş sebebi sayılacaktı. Üstelik ikinci mektubunda tekliflerinin reddedilmemesi için Kurfürstentum'a ilkinden çok daha fazla ayrıcalık ve haklar tanıyan bir teklif yaptılar. Kral Karl, Elisabeth'in cesaretini takdir etmiş, bir kadın olarak gösterdiği dik duruşu, himayesi altındaki diğer devletlerden göremediğini bu sebeple kendisi gibi daş.klı bir liderin vizyonuna ihtiyacı olduğundan bahseden bir mektup gönderdi. İçeriğinde neredeyse eş başkanlığa tekabül eden yetkilerin barındığı, on binlerce altının teklif edildiği bir mektuptu bu. Kral Karl teklifinin bu kez kabul edileceğinden emindi. Elisabeth ise aradan geçen 3 aylık süre içerisinde 2000 kişilik bir savunma ordusu toplamıştı bile. Germenlerden gelen ikinci mektubuda düşünmeden reddetti ve kendisine gönderilen Germen elçisini kazığa oturtup geri yolladı.

Kral II.Karl yaptıkları bu mantıklı teklifi küstahça reddeden Kraliçe I. Elisabeth’e o kadar sinirlenmişti ki, batıdaki orduların neredeyse tamamını geri çekip Kurfürstentum’e yollama kararı aldı. İki ülke arasındaki savaş Germen İmparatorluğunun Frank ve İngiliz topraklarına genişleme planlarının gecikmesi ve güç kaybetmesi anlamına geliyordu. Kral II.Karl bu durum için ayrıca ekstra sinirlenmişti, çünkü ölmeden dünya gözüyle Frank ve İngilizlerin a.ına koymak istiyordu. Kurfürstentum’un tekliflerini reddedeceğine o kadar ihtimal vermiyorduki vakit kaybetmemek için orduları önceden batıya sürmüştü bile. Elisabeth’in bu tutumu karşısında beyninden vurulmuşa döndü. Artık işi, gücü Elisabethdi, batıyı ve diğer bütün hedefleri siktir etti, her şeyi, bütün planlarını erteledi, Kurfürstentum’u ele geçirmekte s.kinde değildi, artık tek hedefi Elisabethdi. İmparatorluğunun planlarını altüst eden, büyük bir vakit kaybetmelerine sebep veren bu kadına öylesine bilenmiş, öylesine bilenmişti ki bütün konsantrasyonunu artık buraya yönlendirmişti.

Kurfürstentum’a üçüncü ve son kez bir mektup gönderildi. Kral II.Karl dehşet verici bir gazapla geleceklerini ve Kraliçe I. Elisabeth’in artık yaşayan bir ölü olduğunu, onu bütün halkının gözleri önünde g.tünden s..eceğini ve orayı işgale gelen bütün askerlerinin sırayla üstünden geçeceğini, artık bu saatten sonra barış teklif etseler dahi kabul edilmeyeceğini, ona destek vermeyi bırakan bütün Kurfürstentum valilerini ve yönetimini bağışlayacağını, aksi taktirde hepsini kazığa oturtacağını belirtiyordu mektubunda. Bu mektup senatoda okunduğunda bütün Kurfürstentum asillerinin g.tü üç buçuk atıyordu ama Elisabeth’e itiraz edemiyorlardı çünkü idam edilmekten korkuyorlardı. Elisabeth senatoda çatlak ses duymak istemiyordu, ona göre Germen İmparatorluğuyla yapılacak savaşa itiraz etmek vatan hainliğiyle eş değerdi, çünkü bağımsızlık her şeyden önce geliyordu. Komite üyeleride bu durumun farkındaydı ve bu uğurda amcasını bile idam eden inatçı Kraliçelerine ses çıkarmaya korkuyorlardı. Elisabeth babasının yaptırdığı dayanıklı Kurfürstentum surlarına güveniyordu. Öyle ki o zamanın en iyi, en güçlü, en dayanıklı ve sağlam surları Kurfürstentum’a aitti.

Kutsal Germen İmparatorluğunun orduları Kurfürstentum’a yöneldiğinde takvim yaprakları 1390 Temmuz’unu gösteriyordu. Kurfürstentumda bütün savaş hazırlıkları tamamlanmıştı. Senato üyeleri, Kurfürstentum surlarına dayanan Germen ordularının büyüklüğü karşısında panik olmuşlardı. Germenlerin işi ciddiye alıp bu kadar büyük bir orduyla geleceklerini tahmin etmiyorlardı. Geçte olsa cesaretlerini toplayıp Kraliçe II. Elisabeth’i ikna etmeye çalıştırlar, yalvardılar ama ne yaptılarsa ikna edemediler. Elisabeth kendine güveniyordu, Germenleri bu güçlü surlar sayesince savuşturacaklarına inanıyordu. Kral II.Karl da ordusunun başında bu kuşatmaya katılmıştı, bu işgali bizzat görmek istiyordu. Elisabeth Surların tepesinde Germen ordularına bakıyordu. Bir an göz göze geldiler. Karl, Elisabeth’e bakıyordu, Elisabethde Karl’a ve top atışları başladı. Germen topları o kadar şiddetliydi ki, kale içindeki evlerde bile sarsıntı meydana getiriyordu. Halk birden galeyana geldi, tam bir kargaşa, kaos ortamı vardı, herkes bu güçlü top atışlarının surları yıkmasından korkuyordu. Dolar birden 4 liraya fırlamış, Kurfürstentumda ekmek kuyrukları, hastanelerde sıralar meydana gelmişti. Çocuklar ‘’baba, baba’’ diye ağlıyorlardı. Sur duvarlarında meydana gelen derin çatlaklar Elisabeth’i de düşündürmeye başlamıştı. Duvarların uzun süre dayanamayacağının farkına vardı. Kale duvarlarının onarılması gerekiyordu, bunun içinde surların dışına çıkıp Germen ordusuyla çarpışmaları ve birazda olsa Germen ordusuna hasar vermeleri gerekiyordu ancak bu pek mümkün görünmüyordu. Çünkü Germen ordularının sayısı 7000’i buluyordu, üstelik ağır süvarileride vardı. Kurfürstentum ise kısa süre içerisinde sadece 2000 asker toplayabildi. Surların dışına çıkmak intihar olurdu.

Elisabeth, ülkenin önde gelen asillerinden vali Gothe Schfiel’in kendisine söz verdiği 1000 kişilik destek süvari birliklerinin gelmesini bekliyordu. En büyük güvencelerinden biride buydu ama süvari birlikleri bir türlü gelememişti. Destek süvari birliklerinin gelmesi durumunda Kurfürstentum ordusu kalenin dışına çıkıp kuşatmayı kardırmak için Germen ordularıyla savaşacak, bu sırada destek süvariler arkadan gelip Germen ordusunu arada sıkıştıracaklardı. Böylece en azından Germen ordusuna biraz hasar vermiş olacaklardı ve Germen ordusu tekrar nizami olana kadar zaman kazanıp sur duvarlarını onarmak için birkaç gün zaman kazanacaklardı. Elizabeth’in düşüncesi buydu ama çok daha önceden gelmesi gereken destek hala gelmemişti. Valiye bu durumun sebebini sorduğunda süvarilerin yolda olduğunu ve gelmek üzere oldukları söylüyordu.

Kuşatma 7. gününe gelmişti ve ortada hala bir destek birliği yoktu. Üstelik sadece vali Gothe Schfiel’in getirmesi gerek 1000 kişilik süvari değil, diğer valilerinde kendi bölgelerinden göndermeleri gereken toplam 1000 kişilik piyade birlikleri de görünürde yoktu. Kraliçe I. Elisabeth artık içten içe ihanete uğradığını düşünmeye başlamıştı. Kral II. Karl’dan gelen 3. mektupta Elisabeth’e destek vermeyi kesen bütün valilerin canının bağışlanacağı yazıyordu ve Elisabethde yöneticilerinin bu tehdide uymalarından endişeleniyordu. Eğer destek süvari birlikleri gelmiş olsa önce kuşatma zayıflatılacaktı, sonra geri çekilip birkaç gün sonra gelecek olan destek piyadelerle surlar yıkılmış olsa bile işgali önlemeye yetecek bir savunma kuvveti oluşacaktı ama ortada ne bir süvari nede piyade destek birliği vardı. Elisabeth 2000 tane askeriyle, yıkılmak üzere olan Kurfürstentum surlarının içinde çaresizce bir mucize bekliyordu.

Artık surlar iyiden iyide aşınmaya başlamıştı, onarılmadığı takdirde sadece 1 gün daha dayanabilirdi. Kral II. Karl öne doğru çıktı ve surların ardında kuşatmayı seyreden Kraliçe I. Elisabeth’e baktı. Elisabeth onu fark etti ve diğer valilerde oraya dikkat kesildiler. Kral Karl Savaş üniformasının üstünden m.lafatını sıvazlayarak Elisabeth’e bakıyordu ‘’birazdan bu içine alacaksın’’ gibilerden ve ardından eliyle de boğaz kesme hareketi yaptı. Kraliçe I. Elisabeth endişeli bir şekilde yutkundu. Artık onunda g.tü hafiften üç buçuk atmaya başlamıştı. Elisabeth’e destek vermeyen valiler rahattı, Kral Karl tarafından bağışlanacaklardı ama ona destek veren valiler telaş içindeydiler. Elisabeth’e en başta göstermeleri gereken ama idam edilme korkusuyla gösteremedikleri tepkiyi şimdi gösteriyorlardı. ‘’Sen ne biçim kraliçesin, seni uyardık, (arkadan başka bir vali) senin inadın yüzünden hepimizi kazığa oturtacaklar mutlu musun şimdi’’. Surların tepesinde bekleyen diğer askerler bu konuşmaları duyuyordu ve artık askerler arasında da çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Kaybedeceklerini bile bile profesyonel Germen ordusuyla savaşmak istemiyorlardı. Birer birer askerler azalıyordu. Elisabeth hiddetle kendisine yüklenen valilere karşılık verdi. Eğer korkak bir senatosu olmayıp, kendisine verilmesi gereken destek verilseydi bu savaşı zaferle atlatacaklarını söyledi.

Elisabeth, Germen orduları surları aşmadan kendisine ihanet eden bütün valileri idam edecekti. Askerlerden birine vali Gothe Schfiel’i tutuklaması için emir verdi ama askerler Elisabeth’in emirlerini dinlemek konusunda kararsızlardı. Çünkü savaş kaybedilirse Elisabeth idam edilecekti ve Kral Karl, onun yerine Gothe Schfiel’i atayabilirdi. Askerler birbirine baktılar, Elisabeth onlara bağırdı ‘’Ne duruyorsunuz tutuklasanıza’’. Elisabeht’in artık kraliçe olarak hükmü kalmamıştı. Gothe Schfiel kuşatmanın başarılı olacağına güvenerek ayağa kalktı ve Elisabeth’e bakarak güldü. ‘’Bu durumun sorumlusu tamamen sensin ve yaptığın hataların bedelini ödeyeceksin Elisabeth’’ dedi. Kraliçe merdiven basamaklarına doğru yöneldi, sarayına doğru yürüdü, emrine itaat etmeyen askerleri de ona eşlik etti. Öyle ya bir şekilde savunma başarılı olursa Kraliçeyle de papaz olmak istemiyorlardı. Elisabeth odasın çekildi, endişeyle bekliyordu, surlar yıkıldıktan sonra Germenlere karşı savunmalarının başarılı olma ihtimali oldukça düşüktü, çünkü onların 7000, kendilerinin ise sadece 2000 kişilik bir orduları vardı. Kadehinden bir yudum içtikten sonra Kraliçe bütün bunları kaleme alan bir yazı yazdı. Veda niteliğindeki bu yazıda nasıl ihanete uğradığı ve bunları kimlerin yaptığı anlatan bir yazıydı bu. Böylece gelecek nesillere aktarılabilecekti.

8.günün şafağında artık Kurfürstentum surları yıkılmak üzereydi. Son birkaç top atışıyla öğlen saatlerinde sur duvarları daha fazla dayanamadı ve yıkıldı. Artık sur duvarlarında kocaman bir açık vardı. Germen orduları ileriye doğru hareketlendi. Ordunun bir bölümü yıkılan sur bölümlerinden içeri giriyordu, bir kısmı da yıkılmayan diğer sur kısımlarına dev merdivenlerle tırmanıyordu. Kurfürstentum ordusu neredeyse hiç karşı koymadı. Germenler kolaylıkla kaleyi işgal ettiler. Germen bayrakları surların tepesinden dalgalanıyordu. 2000 askerden 500 ü kaçmış, 1250 si savaşmadan teslim olmuş, 250 si öldürülmüştü. Böylece Germen ordusuda olağan üstü bir başarı ve minimum bir kayıpla Kurfürstentum Krallığını ele geçirmişlerdi. Kral II. Karl Kurfürstentum halkının korku dolu bakışları arasında sur kapılarından asil atıyla birlikte içeri girdi. Yanındaki askerleriyle birlikte meydana geldiler ve saray binasının önünde durdular. Kraliçe Elisabeth pencereden onlara bakıyordu. Germen Kralı atından indi, Gothe Schfiel ve diğer vatan hainleri Kral Karl’ın karşısında ip gibi dizilmişlerdi. Gothe, Kral Karl ile konuşmak için öne doğru bir adım attı ve kralın önünde eğildi, sonra da yalakalığına başladı, tebrik etti, Elisabeth’in sarayın içinde olduğunu söyledi. Kral II. Karl büyük bir tiksintiyle Gotheye ve diğer vatanını satan valilere bakıyordu. Yardımcılarına döndü ve dediki ‘’asın bu sefilleri, bugün kendi Kraliçesine ihanet eden yarın beni hayli hayli satar’’. Gothe ve diğer valiler dehşete kapıldılar, kaçmaya çalıştılar ama nafile. Yalvarmaları da fayda sağlamadı. Kral Karl yanındaki askerlerle birlikte saraya doğru yürüdüler. İçeri girdiler ve üst kata doğru çıktılar. Artık kraliçe Elisabeth’in kapısının önündelerdi. Kapı kilitliydi ve askerler kapıyı açmak için zorluyorlardı. Elisabeth büyük bir hayal kırıklığı içerisindeydi. Tarihi bir utançla karşı karşıyaydı. Önündeki şarap şişesinden son bir yudum içti ve o sırada askerler kapıyı kırarak içeri girdiler.

Artık karşı karşıyaydılar. Kral II. Karl, Elisabeth’e bakıyordu. Değdi mi bütün bunlara diye sordu Kral II. Karl. ‘’Ne olurdu anlaşmayı kabul etseydin de bana zaman kaybettirmeseydin. Sana sınırsız imkanlar sundum, neredeyse benimle eş yetkilere sahip olacaktın, şimdi hayatından olacaksın değdi mi?’’ dedi cevap bekler bir şekilde. Elisabeth ona baktı birkaç saniye bekledikten sonra cevap verdi ‘’Temel menfaatlerimizi göstermelik bir bağımsızlık karşılığında değiştiremezdik. Böyle bir tutum, ceplerini doldurmak için daima hazır olan Gothe Schfiel ve diğer valilerin işine gelirdi. Zaten onlar daha fazlasını istememişti. Ne yapalım kaderimizde bu varmış’’ dedi. Kral II. Karl, Elisabethten nefret ediyordu ama ona olağan üstüde bir saygı duyuyordu. Çünkü cesaretine ve özgüvenine hayranlık duyuyordu. Bu yüzden onu öldürmek istemiyordu. Kral Karl, Elisabeth’e yeni bir anlaşma yapmayı teklif etti. Elisabeth bu duruma şaşırdı çünkü ülkeyi nasılsa işgal etmişlerdi, eğer isterlerse kendisini idam bile edebilirlerdi. Kral Karl, Elisabeth’e Kurfürstentum’ü ondan daha iyi yönetecek başka birisi olmadığını, kendisinin başarılı olduğunu, artık bu mutlak yenilgiyle birlikte canının bağışlanması karşılığında Germenlere hizmet etmeye razı olmayı kabul etmesini istedi, aksi taktirde idam edilecekti. Elisabeth ‘’başka seçeneğim yok gibi görünüyor’’ dedi ve anlaşmayı kabul etmekten başka bir çaresi olmadığından kabul etti.

Bu Elisabeth için güzel bir anlaşmaya benziyordu fakat bilmediği bir şey vardı, o da Kral II. Karl’ın anlaşmanın detaylarında kendisinde isteyeceği şeylerdi. Gelelim bu anlaşmanın neden tarihin en seksi barış anlaşması olduğu ve Kurfürstentum’un nasıl Saksonya olduğuna. Anlaşmaya göre Kraliçe I. Elisabeth her ay düzenli olarak Kutsal Roma Germen İmparatorunun huzuruna çıkıp s.kso çekecekti. Buna ek olarak Kraliçe Elisabeth Germen Kralından bir çocuk yapmak zorundaydı. Böylece ilerleyen dönemlerde tahta Germen soyundan biri geçecekti. En önemlisi ise ülkenin adıydı. Kurfürstentum’un adı Germen Kralına s.kso çekecek olan Kraliçelerine uygun bir şekilde ‘’Saksonya’’ olarak değiştirilecekti. Kraliçe bunların kabul edilemez olduğunu biliyordu ama Kral Karl’ın arkasında kılıcını bileyen askerler karşısında başka bir çaresi olmadığını farkındaydı.

Anlaşmayı kabul etmesiyle birlikte Kral II. Karl, Kraliçe Elisabeth’e balkona çıkmaları gerektiğini söyledi. Elisabeth sebebini sorduğunda Kral Karl ona, gönderdiği üçüncü mektubunda önceden yaptıkları teklifi reddettikleri için Elisabeth’i halkının gözleri önünde g.tünden s..eceğine söz verdiğini hatırlattı. Elisabeth bunun olmaması için Karl’a yalvardı, halkının gözünde itibarının iki paralık olacağını söyledi ama Kral Karl buna mecbur olduğunu çünkü verdiği sözden cayamayacağı, ona yapabileceği tek iyiliğin canını bağışlamak olduğunu söyledi. Karl, Elisabeth’i kolundan tuttu ve sarayın balkonuna doğru götürdü. Kurfürstentum halkı aşağıdan onları seyrediyordu. Elisabeth utanç içerisindeydi. Kral Karl halka seslendi. ‘’Eeyy Kurfürstentum halkı. Bundan böyle yeni lideriniz benim. Sizler artık Germen ailesinin bir parçasısınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum’’. Halk büyük bir coşkuyla Kral II.Karl’ı alkışladı, adını haykırarak tezahürat yapıyorlardı ama anlaşmanın kendilerini ilgilendiren kısmını bilselerdi kuşkusuz bu kadar sevinmezlerdi. Çünkü anlaşmaya göre bundan sonra evlenen her Saksonya vatandaşı ilk çocuğunu bir Germen askerinden yapmak zorundaydı. Böyle Saksonya nüfusu zamanla asimile olup Germenleşecekti. Kral II. Karl konuşmasına devam etti. ‘’Kraliçeniz Elisabeth’in hayatını bağışlıyorum. Şimdi sizlerin huzurunda Kraliçenizi g.tünden s.kip onu şereflendireceğim. Umarım bu olay halklarımızın bağlarının kuvvetlenmesinde sizlere önemli bir emsal oluşturur.’’

Kral Karl konuşmasının ardından Kraliçe’nin ellerini balkon korkuluklarına koydu, arkasına geçti ve eteğini yukarı doğru kaldırmaya başladı. Kraliçe I. Elisabeth gözleri dolu bir şekilde halkına bakıyordu. Herkes dehşet içinde balkona bakıyordu, deminki coşkulu kalabalıktan eser yoktu. Ülkelerinin lideri gözlerinin önünde s..ilecekti. Kral Karl pantolonunu aşağı doğru indirdi ve haşmetli y..ağını çıkarıp Kraliçenin anüs bölgesini zorlamaya başladı. Etraftan çıt çıkmıyordu, meydandaki tek ses kraliçenin çığlık sesleriydi. Halk büyük bir ibretle Kraliçelerinin inletilişini seyrediyordu. Yarım saatin ardından Kral II. Karl’ın, Kraliçeyi şereflendirme protokolü sona ermişti. Kraliçeyi tekrar odasına geri götürdü. Kraliçe topallayarak yürüyordu. Kral Karl ona ‘’hatırlarsanız 3. mektubumda balkonda halkınızın gözleri önünde sizi şereflendirdikten sonra burayı işgale gelen bütün askerlerimin de üzerinizden geçeceğini beyan etmiştim’’ dedi. Kraliçe gözlerini pörtleterek büyük bir dehşetle Kral Karl’a baktı. Bunun sadece bir kinaye olduğunu sandığını söyledi. Kral Karl ona kinaye yapmadığını balkon mevzusu üzerinden anlamış olması gerektiğini söyledi. Kraliçe hala Kral Karl’ın ciddi olduğuna inanmıyordu çünkü böyle bir şeyin olmasına imkan vermiyordu.

Kral kapıdan çıktı ve askerlere başlayabilirsiniz dedi. Kraliçeyi masaya yatırdılar, Elisabeth şaşkınlıkla Kralın arkasından bakıyordu, adını haykırdı ama Kral arkasına bakmadı bile. Askerler işe koyulmaya başladı, 7000 asker tek sıra halinde dizilmişlerdi. Sıra sarayın kapısından, yıkılan surlara kadar uzanıyordu. Sıranın ortalarındaki askerlerin sesleri saraya kadar geliyordu ‘’Boşalan çıksın beyler kasıyor’’. 3 gün 4 gece süren bu yorucu sürecin ardından Kraliçe Elisabeth perişan bir haldeydi. Kral II. Karl ordusunun işi bittikten sonra tekrar yola koyulmak için hazırlandı. Saksonya devlet erkanı da onları uğurlamak için kapıya çıkıp sıraya dizildiler. Kraliçe I. Elisabeth ayakta durmakta güçlük çektiği için yardımcıları tarafından ayakta tutuluyordu. Kral II. Karl ve ordusu Saksonya halkının bakışları arasında yola koyuldular. Kral Karl Sakson devlet erkanının önünden geçerken Elisabeth’e büyük bir zafer kazanmış edasıyla bakıyordu. Gelecek ay görüşürüz dedi ve kalenin kapılarından ordusuyla birlikte dışarı çıktılar. Kraliçe a.ı, g.tü dağıttığından ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Yardımcıları onu kollarından tutarak odasına götürdüler. Elisabeth tükenmiş bir vaziyette yatağına yattı ve 1 hafta boyunca toparlanmaya çalıştı.

Aradan 1 ay geçtikten sonra Kraliçenin Germen Kralına s.kso çekme zamanı gelmişti. Bunun için yola koyuldu, oraya vardığında devlet yetkilileri onu büyük bir ilgiyle karşıladı. Kral’ı tahtında ziyaret ettiler. Bütün Germen devlet erkanı oradaydı, yemekler yenildi ve Kral tekrar taht koltuğuna oturdu, Adamlarına işaret verdi ve Elisabeth’i huzuruna getirdiler. Kral Karl ona başlayabilirsin dedi. Elisabeth ‘’Burada mı?’’ diye sordu. Karl ‘’Evet burada bir sakıncası mı var’’ dedi? Elisabeth bunu Germen yöneticilerinin önünde yapmak istemiyordu. Kral Karl ona bunun utanç verici bir olay olmadığını, kendini haşmetli y..ağıyla ödüllendirdiğini ve bunu herkesin görmesini istediğini söyledi. Kraliçe mecburen Kralın önünde eğildi, pantolonunun düğmelerini açtı ve Kralın küçük Karl'ı yalamaya başladı. Bütün Germen Senatosu Krallarını ayakta alkışlıyordu, dakikalarca alkışladılar. Elisabeth de alkışlar arasında s.ksosunu çektikten sonra Kralın huzurundan ayrıldı.

Saksonya defterini de kapattıktan sonra doğudaki bütün toprakları işgal eden Kral II. Karl yönetimindeki Kutsal Germen İmparatorluğu, artık tek hedefi olan Frank ve İngiliz topraklarını ele geçirmek için yola koyulmuşlardı. Her yeni gün, yeni bir başlangıçtır. Burada bir zafer ve bir mağlubiyetin hikayesini dinlediniz. Germen ve Sakson devletleri arasında geçen bu savaş şüphesiz ki tarihin her dönemindeki insanlar için ibret verici bir olay olarak hafızalarda yerini alacaktır. İşte tarihin tozlu raflarında kaybolan bu olayı sizlerle paylaşmak istedim. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim efendim. Bir başka tarihi olayla karşılaşmak üzere esen kalın.

Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • siksoloji
    siksoloji 17 Ağustos 2018 - 13:15keşke tarih kitaplarıda böyle olsa akılda kalıcı olurdu herşey [ispiyonla]
© 2004 - 2019 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...