Celil'in Antalya Günlüğü

celil'in antalya günlüğü bölüm 1:burdaki hatunlar ateş ediyolar. Yoğun ateş
altındayız savunma sanayileri inanılmaz, gelişmiş füzelere sahipler, SSCB gibiler full nükleer çalışmışlar . . .

celil'in antalya günlüğü bölüm 2: burdaki insanların birçoğu motora biniyor ve birçoğu da 'motor' a biniyor. Herkes bi şekilde motora biniyo bu şehirde. Ben ise okula giderken ve hayatta yayayım!

celil’in antalya günlüğü bölüm 3 :her öğrenci evinde olduğu gibi bizde de günün speciali makarna. Haftanın 7 günü böyle –arada sarma falan yiyoruz lan tabi- ve yokluğunda çok üşüyoruz kuru fasülye reyiz . . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 4: nerdeyse kasıma geldik ve ekimin ortasında gelen fakir alman turistler hala burdalar. Bi tanesinde çakma adidas gördüğüme yemin edebilirim! marmara 34 marka bira ve kısa 2000 sigarası içiolar. . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 5:fakir Almanlardan birisi Bim’den alışveriş yaptı! kendisini takibe aldım. Bifa gofret yiyodu. Gofretin paketinin üstündeki resmin çözünürlüğü bile bok gibi siz düşünün amk. rahat 600 metre yürüdü pansiyona. 1.50 lira la dolmuş! cimri pezvenk . . . onlar hakkındaki raporlarım ilerleyen günlerde devam edecek. . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 6: bu şehir sıcak ya da soğuk olmak konusunda inanılmaz kararsız. Bu da benim nacizane götümün yersiz olarak donmasına sebep oldu bu gece. Fakir almanlardan ve bu şehrin kış gecelerinden nefret ediyorum . . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 7: bu şehirde yalnızlıklar çok farklı, insanların çoğuyla basit bi fahişe gibi gecelik ilişkiler yaşıyor. Herkes en fazla 1 hafta yalnız. Benimle ise düzeyli bi ilişkisi var yalnızlığın her gece yatağımda. Yemek masamda bile o var. Bir başına aşıma lezzet katma uğraşında zavallı tuzluk . . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 8:evimin hemen karşısındaki ilkokulda 300 spartalıyı eğittiklerini düşünüyorum. Sabahın 08:30 unda o nasıl bir andımız okumaktır öyle ya. Şu an agoge eğitimindeler tahminen . . .


celil’in antalya günlüğü bölüm 9: hava sıcaklığı 27 dereceyi gösterirken deniz sıcaklığı 25 derece civarı. Yani sizin İstanbulda götünüz donarken ben burda denize girebiliyorum. hem üstelik benim denizimde vanilya suratlı insanlar(ruslar) var! tatları fena değildi, biraz tuzları eksikti onu da akdeniz tamamladı . . . evet lan İstanbulu özledim var mı?

celil’in antalya günlüğü bölüm 10: şehirde sonradan görme çok fazla insan var gözlemleyebildiğim kadarıyla ve bu da ortalığın cidden nezaketten yoksun insanlarla dolmasına sebep oluyor. Kendi evimde kısık sesde ve yarı aydınlık olan bi Tanju Okan şarkısı eşliğinde kırmızı şarabımı yudumlayamıyorum lan! hemen şikayet ettiler polis abilere ibneler . . .devlet, gece 02:25’de kapımdaydı . . .

celil'in antalya günlüğü bölüm 11: bu şehrin en büyük sorunu kışları sevilmemek sanırım. Kışları yalnız. . . bugün bi seyyar satıcı amca gördüm. Eşyalarının hiç alıcısı yoktu. Sebebi ne amcaydı ne de eşyalar. Sebebi insanlardı caddede sokakta beklemeye tahammülü bile olmayan insanlar. Çünkü bu şehri kışın sevmiyorlar. Bi şehri sokaklarında bekleyebildiğin kadar seversin . . .

celil’in antalya günlüğü bölüm 12: sıcacık bişeyler aradığımda dostlarım vardı önceden bi de gerçeği hayalinden güzel olmayan, olamayan- çünkü gerçekte yoktu- bi aşkım . . . şimdi çay ve de kahve aldı yerlerini ve hala devam eden antalya güneşi. Herşeyin bi şekilde yerini doldurma telaşındayım şu sıralar. Yatağıma yüzü koyun yatarak dolduruyorum dudaklarının bıraktığı boşluğu. . . odamın perdesini hep açık bırakıyorum ki güneş içeri girsin. Girsin ki bakışlarının bıraktığı boşluğu doldursun . . .

celil’in antalya günlüğü bölüm :13 tek senelik ilişki yaşayasım var bu şehirle. Yaz ortasında kesin dönüş yapsam diyorum ilk aşkım istanbula. Terk etsem bu şehri. Sıcacık sevişemez belki bu şehir gibi ama yalnız da bırakmaz beni istanbulum . Yanımda olur masmavi marmara gözleri. Kız Kulesi dudaklarıyla gülümser bana ve boğaz köprüsü kollarıyla sarılır. . . pier loti dizlerine yatırırım başımı saçlarımı okşar, ben onu seyrederken. . .

celil'in antalya günlüğü bölüm 14: bu şehirdeki ilk bayramım. . . bayram havasında geçmeyen ilk bayramım. Sarışın bi aşk kurban ediyorum bu bayramda. Galiba bir taşla iki kuş dedikleri bu olsa gerek. hem her gece pencereme gelen silüetinden kurtulucam hem de sevaba giricem. Ucuz bi rakıya meze yapıcam kalan son ''düş'' ünü de sevgilim. bunca yokluğundan sonra hesap da sormaz sanırım tanrı, neden yaptın? diye . . .

celil'in antalya günlüğü bölüm 15: bugün ilk defa ahmet kayayı dinledim. Sustum ve dinledim. gözümden biraz yaş geldi. Belki alışık olmadığım sigaramın dumanıydı bunun sebebi belki de tüm duygulardan sıcak kişilerin yokluğuydu bilemem. Ama uzun zaman sonra bugün ilk defa yanaklarım tuzlandı. Kahvem boğazımı yakıyo ama içimi ısıtmıyo. Bişiyler eksik hayatımda. Başrollerde iki aptal oynuyo daima. Aşk gibi, aşk gibi bişey

celil'in antalya günlüğü bölüm 16: küçükken saklambaç oynadığımızda hep arkasına saklandığım sarı renkli bi posta kulübesi vardı. Hala durur Beşyolda. bugün Kaleiçinde gezerken gördüğüm bi posta kulubesi bana direk onu hatırlattı ... bi de saklambaç oynadığımızda hani sen beni hiç bulamazdın ya sevgilim, heh işte ben o zamanlar hep kalbine saklanırdım. Yani benim olmadığımdan en çok emin olduğun yere . . .

celil'in antalya günlüğü bölüm 17:sırılsıklam ıslandım, şehre yağan muhteşem yağmurda. Aşklarımı hatırladım biraz. çünkü o zamanlar da sırılsıklamdım. biri on yıl diğeri üç yıl işlemişti bedenime, yağmur gibi. itiraf edememiştim, sırf; beni reddederler de onları hayal etme lüksünden de mahrum kalırım diye... tüm bedenimin ıslanmasını umursamazken sadece yanaklarımın ıslanma ihtimali beni neden bu kadar korkuttu acaba?

celil'in antalya günlüğü bölüm 18:çok fazla gözüme batmaya başladı şimdilerde, Rusların ucuz fahişeleri.onları ucuz yapan fiyatları değil yanlış anlaşılmasın! sırf o boktan ülkelerinden çok daha güzel bi ülke olan türkiye'de yaşamak için ülkemizin güzide yobazlarını kafamaları onları ucuz yapıyor. 'diğerleri' en azından yaptıkları işe duygularını karıştırmazlar. Tamam lan kıskanıyorum belki de var mı ?

celil'in antalya günlüğü bölüm 19:doğma büyüme buralı gibiyim sanki. Hiç istanbulu görmemiş gibiyim şimdilerde. Varoluşumun tadı yok anlıcağınız. Trafiğe küfretmeyi unuttum bile. Öfkem,en fazla her sokak başında karşıma çıkan trafik ışıklarına. . . hatırlar gibiyim evet, 'temiz' kalpli değildi belki ama akdenizden çok daha fazla aşık biriktirirdi kıyılarında marmara. Sahilinde yürüyüp küfredesim var bu şehre!

celil'in antalya günlüğü bölüm 20: dün pazara gittim bu şehirde. Nedensiz mutlu olmuştum. Daha doğrusu ilk başlarda nedensiz olduğunu düşündüm ama sonra anladım sebebini. Mahşeri kalabalık bana istanbulda gibi hissettirmişti. Burada pazar hadisesi bildiklerimizden farklı. Kapalı bi mekanda,bir binanın içindeydi...burda da var tabi, ikizlere takkeler. yürüyen merdiven bile vardı pazarda. Fazlasıyla kozmopolitti bence.

celil'in antalya günlüğü bölüm 21:kurban'da açık alanda kesimler yüzünden, son haftalarda müthiş sineklenme var şehirde. Bu da beni saçma bi hijyen manyağı yaptı. Sürekli ellerimi yıkama ihtiyacı hissediyorum. Küçükken annem derdi zaten 'oğlum pis şeylere dokununca ellerini kafana sürme bit olursun' diye. Ben 'sen'li ellerimi az gezdirmedim saçımda sevgilim. Fakat kafam değil de kalbim bi asalak kazandı sadece...

celil'in antalya günlüğü bölüm 22:bugün gökyüzü benimle tekrar konuşmaya başladı...benimle aynı şehirde yaşayan insanlar yağmurlu ve soğuk bi havadan bahsediyolar antalyada. Ben ise altın saçlı bi güneş ve masmavi gözlü bi gökyüzü görüyorum diğer herkesten farklı olarak. Hava hiç soğuk değil hatta kalbim uzun süreden sonra ilk defa bu kadar sıcak. Ben ve bu şehir ilk defa bu kadar kalabalığız.

celil’in antalya günlüğü bölüm 23:yürüyen merdivene adım atmakta tereddüt eden yaşlıca bi teyze gözüme takıldı bugün. Çocuksu bi korku ifadesiyle attı ilk adımını. En masum kırmızı hakimdi yüzüne... merdivenin son düzlüğünde elveda adımlarını bırakırken de, elma şekerini dudak üstlerine bulaştırmadan yiyebilen bir çocuğun sevinci vardı, yarı tuvalleşmiş, hayatın binbir rengini karşılamış yüzünde...

celil’in antalya günlüğü bölüm 24:sevgilisiyle sahilde yürüyüş yapmaya çalışan insanlarda hep bir eksiklik gözlemlemiştim. Ne olduğunu çıkaramamıştım bugüne kadar. Nihayet anladım, sahile inen o yoldaki çiçekçi çingenenin eksikliğiydi tüm tılsımı bozan. Bir adamı kadınına çiçek almaya zorlamak dünyadaki en güzel zorbalıktır heralde... ben mi? ben o çingenenin umursamadığı en yalnız adamdın hep.


celoturk celoturk diyor ki;
Kategori: Genel
Etiketler: günlük yalnızlık antalya
1 07 Şubat 2011
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • ssatrap
    ssatrap 08 Eylül 2011 - 01:41Celotürk, okul bittiğinde Antalya'yı çok özleyecek, mutlaka tekrar gitmek isteyeceksin; dostlarına bu yazdıklarından bahsederken utanacaksın. Yaşadım da biliyorum.. [ispiyonla]
    -2
  • celoturk
    celoturk 09 Şubat 2011 - 13:29antalya bir muhtarlıktır bir köy zihniyetiyle yönetilir [ispiyonla]
  • Avuçla kaşıyorum
    Avuçla kaşıyorum 09 Şubat 2011 - 00:36antalyanın en sevdiğim olayı üst geçitlerde yürüyen merdiven olması. yağmuruda deli gibi yağar heryerine işler su. kışın çok sıkıcı bi şehir. [ispiyonla]
    -1
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...