Ramazan Abi

Geçtiğimiz günlerde babam kalp ameliyatı oldu. Şimdi iyi.

Bende kalıyor. Zira benim evi, akrabalarımız falan bilmiyor. Böylece habersiz gelebilen ziyaretçilerden uzak, sakin bir istirahat dönemi geçiyoruz. Dinlenmesi gerekiyor 2-3 hafta.

Artık babam ile bir baba-oğul ilişkisinden çok, hasta ve hastabakıcı ilişkimiz var. “Hemşo” diyor bana. Erkek hemşirelere öyle denirmiş.

Masaj yapıyorum. “Sağol hemşo” diyor.

Hastanede kaldığımız süre boyunca babamla ilgilenen bi hastabakıcı vardı. Bugün onu çağırmış. Beni aradı, “eve gelirken Ramazan abiyi de al öyle gel” dedi. Tamam dedim.

Ramazan abiyle akşam 7 buçukta buluşmak üzere anlaştık. O sırada abimleyim. Yemek yiyoruz. Durduk yerde anlamsız bi efkar bastı. Şarap söyledim.

1 kadeh içicem, bişeyim kalmayacak.

Yalnız, galiba Ramazan abiye yetişeyim diye artık hızlı içmemden midir, üzerime çöken gereksiz kederden midir nedir ben biraz güzel oldum. Ama öyle çıplak gözle, dışarıdan anlaşılabilecek bir durumum yok.

Ses tonumda çok az bir yükselme var sadece. “RAMAZAN ABİ GELİYORUM SEN KÖPRÜYE ÇIK ABİ ABİ” diye son bir görüşme yaptım kendisiyle.

Muhtemelen Ramazan abi ona neden iki kere ABİ ABİ dediğimi anlamadı. Ben de anlamadım.

Şirinevler köprüsüne gitmem lazım. Ramazan abi orada bekliyor. Ayılmak için camları açtım. Çiseleyen yağmur umurumda değil. Ramazan abiye dinç bir şekilde “Naber abi?” demem lazım. Ben bunları hesap ederken, Şirinevler köprüsünü geçtim. Transit bir şekilde Avcılar isitikametine doğru gidiyorum. Hemen kendime gelmem lazım.

İleriden bi U yaparak Yenibosna’ya vardım. Ramazan abiyi arayıp, “ABİ BEN KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ’NİN ÖNÜNDEYİM. ŞİRİNEVLER’E GİREMEDİM” dedim. O da “ben yürüyim ozaman oraya” dedi. “ULAN İŞİN NE YÜRÜ TABİ” demedim. O kadar da içmedim be oha.

“ABİ İYİ OLUR VALLA” dedim. Ramazan abi “Yürüyim mi?” dedi. Yahu “abi iyi olur valla” ne demek? Yürü demek. Anlamadın mı? Bu sefer “ABİ SANA ZAHMET OLACAK” diyorum. O da “Yürüyorum o zaman” diyor. Konuşmanın daha fazla anlamsızlaşmaması için hemen kapıyorum. Yürümeye başladı sonuçta. Daha fazla uzatmanın bir alemi yok.

Yalnız benim ses tonumdaki gereksiz yükseklik ve yürüyüşümdeki belli belirsiz yalpalamalar halen gitmiş değil. Hemen gitmeleri lazım. Ben de arabadan inip Ramazan abinin geleceği istikamette yürüyorum. O sırada ayılmayı planlıyorum. 5-6 dakika sonra karşılaşıyoruz.

“Noldu giremedin mi Şirinevler’e?” diyo. “YOK ABİ YOLU KESMİŞLER” diye uyduruyorum ilk yalanımı Ramazan abiye. Yiyor. Sorun yok. Arabaya biniyoruz. Camlar artık mecburen kapalı. Yalnız ben bu arabayı doğru dürüst kullanacağımdan emin değilim.

Bi yere çekip duruyorum. “Geldik mi yaw?” diyor. “YOK ABİ ŞU BAKKALA GİREYİM GELİYORUM” deyip atıyorum kendimi dışarı. Tamamen ayılmak için. Ramazan abi şüphelenmiyor. Hiç bir şey almak istemediğim bakkala doğru yürüyorum. Biraz daha açılmam lazım. Az kaldı.

Şaraptan çok, Ramazan abinin gözleri zorlamaya başlıyor beni. Çok acayip gözleri var. Dünyanın en donuk gözleri. Sanki photoshop. Hani balık restorantlarında balıkların sergilendiği bi yer vardır. Bakar, balığını seçersin. Balıkların ölü gözlerinin hepsi sana bakar. İşte Ramazan abinin gözleri öyle. Hipnotize olursun Allah korusun. Zaten kafam güzel. Öperim valla! Bu adam o gözlerle nasıl evlenme teklifi yapmış yahu? O an bi hareketlenmişler midir acaba? Bi hareket gelmiş midir o donuk gözlere? Hiç sanmıyorum.

Herneyse..artık hiç bir şey almak istemediğim bakkaldayım. Takkeli hacı bakkal bana, ben raflara bakıyorum. Hayvan gibi vakit geçiriyorum. Ayılmama 5 var. Hissediyorum.

Şüpheli hareketlerim, takkeli hacı bakkalın dikkatini çekiyor. “Buyur genç neye bakmıştın?” diyor. “5 TANE BİRA 10 TANE RAKI 20 TANE DE PREZERVATİF!” diye bi dönsem kesin kalp krizi geçirir. O kadar müslüman. Bi kere adam hacı yağı kokuyor. Bırak adamı tüm bakkal böyle kokuyor. Yahu bi bakkalın içinin böyle kokması çok zor. Milyon tane ürün var. Hepsinin kokusunu nasıl bastırdın be abi? Raflara da mı sürmüş acaba diyorum. “Yok amca öylesine bakıyorum” diyerek bakışlarını benden uzaklaştırmaya çalışıyorum. ‘Öylesine bakmam’ hoşuna gitmiyor. Ben bi piçlik peşindeyim ama ne? Benim derdim başka arkadaş. Adam hacı kardeşim. Hissediyor.

Gözüm en üst raftaki kahvelere takılıyor. Eğer onu istersem, epey zaman geçirebilirim. O yaştaki birinin onu oradan alması en az 20-25 dk. Merdiven getirecek, dayayacak vs..uuuu..

“Amca şu kahvelerden alıcam” diyorum. “Kaç tane?” diyor. “3 tane” diyorum. Ben 3 tane dedikten sonra takkeli hacı bakkalın önce omuzları, sonra boynu, sonra gözleri, en son da takkesi yok oluyor gözümün önünden. Eğiliyor. Bi sesler falan geliyor. Önü cikletler ve çakmaklarla dolu sığınağından çıkmasını bekliyorum. Hayır.
Çıkmıyor.

Bir anda elinde 3 kahveyle beliriyor. Ulan oradan çıkmadan, rafa uzanmadan nasıl aldın o kahveleri? Meğer o raftakiler süsmüş. Adamın sığınağı kolilerle dolu. Her ürün elinin altında. İstediğim vakti geçiremiyorum…

Soru sorarsam vakit geçer diye düşünüyorum. “Amca kaçta kapatıyosun?” diyorum. “Müşteri ne zaman gelmezse” diyerek dünyanın en klasik esnaf cevabıyla karşılaşıyorum.

Bi gün, sırf böyle diyenler için parayla adam tutucam. Her 15 dakikada 1 adam göndericem bakkalına. Bakalım 48 saat sonra ne olacak. O bakkal nasıl kapanmıyomuş müşteri varken görücem o zaman.

Ramazan abi beni bekliyor. Gitmem lazım artık. Çıkıyorum bakkaldan. “Huyeoo kahveleri unuttun yeğenimm” diye bağırıyor arkamdan hacı. Hiç bir zaman içmeyeceğim, muhtemelen evin bir köşesinde en az 5 sene çürüyecek kahveleri alıyorum.

Ramazan abi arabanın içinden bana bakıyor.

Kesinlikle göz göze gelmemeye çalışıyorum. Bakma bana Ramazan abi. Öyle bakma.

stunceli stunceli diyor ki;
Kategori: Komik
Etiketler: ramazan abi hastane hasta bakıcı yol tarifi
2 17 Aralık 2011
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • caghan
    caghan 15 Şubat 2012 - 20:56aaa ben daha devamını bekliyordum ramazan hemşodan [ispiyonla]
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...