Absürd bir Aşk Hikayesi

Şimdiki aşklar hepten yalan olmuş, a dostlar. Nerde eski sevdalar? Uğruna can verilen sevgililer. Bunu serzeniş olarak da algılamayın, bir dinleyin.

Bak! Bu yazı ile seni umarsız ve yapayalnız aşkların kucağına atacağımı veyahut seni alıp başka diyarlara götüreceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun. Orada durrr!!! Eğer böyle bir beklentin varsa benden, hiç okuma bu yazıyı. Ben bu yazımda, yaşadığım bir aşkı konuk edecğim.

Yıl 97, ortaokulun ilk senesi'nin son ayları. Aşk hormonlarının salgılandığı, ergenlik sivilcelerinin yüzlerden fışkırdığı, bir ilk bahar mevsimi. Ben o dönemde, düğüm yeri bir yumruk kadar olan ve beni nefessiz bırakacak kadar sıkı bağlanmış kravatım, ergenlikten dolayı boy atmam ile, paçaları bir karış havada olan dizleri eskimiş pantolonum, arka tarafı üstüne basılmaktan tarumar olmuş kunduralarım, öndeki bir düğmesi kopmuş diğeri ise sallanan ceketim ve 3 numaraya vurulmuş kel kafam ile, hiç karşı cinse hitab eden bir görünüm sergilemiyorum, ki zaten onlara karşı bir ilgimde yok, varsa yoksa gır gır şamata, bilimum boş işler.

Sürpriz yumurtaların, bakkalların raflarını işgal etmeye yeni yeni başladığı dönem, bu size anlatacağım zaman dilimi. Beslenme çantası ve suluktan kurtulmuş her ergen ortaokul öğrencisi gibi bende dershanelerin dağıttığı üzerinde reklamlarının olduğu klasörler ile okula gidiyorum. Bu klasörler çok kullanışlı olmasının yanı sıra hem hafif hemde, bana daha olgun bir görünüş sunduğu kanısındaydım. Görünüş ve hafiflik getirilerini es geçer isek, kullanışlılığı bakımından çok şey vaad etmekteydi bu klasörler bana. Açılan üst kapağına ders programı yazmam, içini açtığımda arkadaşlarım etkilensin diye, artist ve çizgfilm karakterleri yapıştırmam ve popülerliğimi arttıracağını düşündüğüm bu gibi eylemlerimin yanı sıra en önemli özelliği beni bu kadar dingil yapan klasörün üst kapağı açılınca diğer alt kısımda kalan ve bize doğru açılan ufak bölmeye kopya yazmam ve bu yöntem ile büyük başarılar sağlamam. Ama gel gelelim uzun vadede düşündüğüm zaman, ne klasör süslemelerinin, nede bu kopyalar yazmamın bir faydasını göremeyecekmişim, aksine negatif getirileri olacakmış hayatımda.

Şimdi ne alakası var bu yazdıklarının ilişkiler ile sevdalarla, platoniklikle diyeceksin, biraz sabrederde okursan anlayacaksın.

Haylazlık ile ineklik arası ikilemler ve gelgitler yaşadığım bir dönem. Sırf oyun oynayacağım diye yazıldığım bilgisayar kursu için, okulumuzda bilgisayar odası açmış ve eğitim veren özel bir kursa, okuldan sonra sadece üstümde değişik tişörtüm geri kalan giysilerim okul pantolonu ayakkabısı ile gidip geliyorum.

Okula her gelişimde kapıda değişik bir nöbetçi öğrenci ile karşılaştığımdan ve sivil görüntü sergilememden dolayı bir arbede ile okula girebiliyordum. Neyse kurs bitti hoca bilgisayarlar kapanana kadar benim beklememi fişi çekip sınıfın kapısını kilitledikten sonra anahtarı okulun karşısında açılan pastaneye getirmemi ve orada olacağını söyledi. Bende bilgisayarlar kapanana kadar bekledim.

O zamanın son teknolojisi Windows 95 ile çalışmaktaydı bilgisayarlar; ve ben gözlerimi ekrandan alamıyordum. Bilgisayarlar kapandı ve bende okulda sivil olmanın verdiği gaz ile ders yapılan koridorlarda bağırarak "ham çökelek tektek sekerek lo, boğazına dursun ham çökelek" eserini seslendiriyordum, okul koridorlarında. Birden kendimi alamadım, o coşku ile bilgisayar odasının kapısını tekmeleme kararı aldım; biliyorsunuz çok kararlıyımdır.

Biraz geri açıldım, koridorda koşmaya başladım tvde hayranı olduğum çeki çen'in uçan tekmesini atacaktım kapıya. Koştum, koştum ve koştum bu saniyeler sanki, benim zihime dakikalar olarak kazınmış; Ben koştukça koridorda ayak seslerim yankılanıyor arkamadan toz bulutları kalkıyordu; Tam uçan tekme için ayaklarımı yerden kestiğim anda, sosyal bilgiler öğretmeninin boyanmış kapkara saçlarını gördüm; Aşağı merdivenden geldiği için sadece saçlarını görebiliyordum, ben uçan tekme ile havada kapıya yaklaştıkça, onun önce hiddetli gözlerini sonra patates burnunu, bu burnu tamamlayan pala bıyığını ve bütün o heybetli cüssesini, ayaklarım yerden kesilmiş bir şekilde bunlar gerçekleşirken gördüm.

Ama kendime hakim olamıyorum, öğretmeni görmeme, o gözündeki hiddeti içimde hissetmeme ve aynı zamanda ne kadar sinirli bir hoca olduğunu bilmeme rağmen kapıyı tekmeleme hedefimi gerçekleştirdim onun gözleri içine bakarak. Ben ayaklarımı yere basarken yanıma geldi, ve gerisini hatırlamıyorum dostlar.

Bu olaydan sonra, yine sınav zamanı gelmiş, kapıya çatmış harıl harıl çalışmakta, anlamadığım yerleri kopya yazmak ile uğraşmaktayım. Kader, sosyal bilgisi öğretmeni ile yollarımızı tekrar birleştireceğini nereden bilebilirdim?

O gün sosyal bilgiler sınavımız vardı ve her şeye rağmen yine klasörüme kopyalar yazmıştım. Sınav anında öğretmen gözlerini hiç üzerimden ayırmıyor, adeta avına saldıracak bir aslan gibi tetikte bekliyordu. Ve ben kopya çekemedim...

Hikayemizin asıl konusu bu kelimelerden sonra başlıyor.

Aylar sonra, ortaokul 2'ye başladım ve yan sınıftan ortaokul'a yeni başlamış bir kızla kesişmeye başlamıştım. Ona bakıyorum, ben ona baktıkça o bana bakıyor ve birbirimizin gözlerinden kendimizi alamıyoruz. O günlerden birinde yine sınıfın kapısındayım o da kendi sınıfının kapısında kesişiyoruz birden arkamdan bizim veletler itekledi ve yere kapaklandım, beni düşürdükleri durum yetmezmiş gibi birde kızı gösterip "hey, bu çocuk seni seviyor!" dediler kız ile secde pozisyonunda göz göze geldim, o an yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm. Ama o gülmeye başladı; Hoşuna gitmiş olmalıydı bende işi iyice fırlamalığa verip çocukları tekmeliyor ortalığı geriyordum.

Çocuğun biri peşimden koşmaya başladı, bende kaçarken tam kızın sınıfının yanından geçtim aniden durdum tanışmaya karar verdim. Filmlerdeki gibi elimi uzattım kendimi tanıttım oda aynı şekilde, aynı anda arkamdan kıçıma atılan tekmelere rağmen istifimi bozmuyor; kız ile muhabbet etmeye devam ediyordum.

İlerleyen tenefüslerde daha bir samimi olduk. Öğlen aralarında Kola ve simitlerimizi beraber yiyorduk. Yine bir öğle arası beraber takılıyoruz. Konu derslerden öğretmenlerden açıldı. Ben şu hoca öle, bu hoca böyle diye, etrafa çemkiriyor gözüne girmeye çalışıyordum ki, bu konu bizi içinden çıkamayacağımız ve güzel ilişkimizi sonlandıracak bir konunun temelini oluşturuyordu.

Sosyal bilgiler dersine bir, öğretmenine beş veriyorum, karalayıcı sözler söylüyor atıp tutuyordum; Sosyal bilgiler öğretmenini, benim hayatıma kast etmiş bir düşman gibi aşağılarken; kızın yüz ifadesinin değiştiğini fark ettim, ama devam edip bozuntuya vermiyordum, belki onunda o öğretmenden yana bir garezi vardır diye düşündüm, ateşi körükledikçe körükledim; en sonunda gözlerinin yaşarıp, ağzındaki kola ve simiti üzerime tükürüp, ağlayıp benden koşarak uzaklaştığını hatırlıyorum.

Ben buna anlam veremezken zamanlar geçiyor onu sınıf kapısında göremiyordum. Bir gün yine aynı hoca ile Sosyal Bilgiler dersindeyiz, kapı çalındı içeri giren, o kızdı. Sevdiceğim, yâr'im, ilk göz ağrım, öğretmene bir anahtar veriyordu, aklım fikrim alamadı; Ne işi olabilirdi benim aşkımın bu iri yarı çam yarması adam ile, taaaa ki, Fatih'in kulağıma;

"oğlum bu kız varya, bu hoca'nın kızıymış" demesine kadar.

Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...