Hayat Bana Güzel

Bir Pazar günü…

“…Kendini Hiroşima’ da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlı’nın et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin?...” diyordu yine Cüneyt Arkın yıkılmayan adam filminde, her zamanki gibi. Filmin en sevdiğim repliği… Bugün pazar, film izleme ve kitap okuma günüm. Yıllardır sadece bu filmi izlerim. Ardından Gorki’ nin Benim Üniversitelerim kitabından 48 sayfa okurum. Çünkü kitabım 192 sayfa böylelikle ayda bir bu kitabı yeniden bitirmiş olurum. İlkokul öğretmenim ayda bir kitap okumamızın bize çok şey katacağını söylemişti. Aslına bakarsanız filmin tüm replikleri gibi kitabın tamamını da ezbere biliyorum. Çünkü okul bittiğinden beri bunları her pazar tekrarlarım, okulu bitireli tam 17 yıl oldu. 5. sınıfa kadar okudum…

Annemi ve babamı kaybettikten sonra halamla yaşadım. 5 yaşımdan beri… Halama çok şey borçluyum. Örneğin onun sayesinde iş buldum ve okul bittiğinden beri aynı işle meşgulum… Aslında okumaya devam etmek isterdim ama beceremeyeceğim o kadar aşikardı ki, iyi bir öğrenci değildim… Ancak okusam kimya mühendisi olmak isterdim herhalde, çünkü ben Cartel grubunu dinlerdim hala da dinlerim gruptaki Alper Ağa’yı da ayrı severim. Onun kimya mühendisi olduğunu söylemem yeterli galiba, bu mesleğe duyduğum sempatiyi anlatmak adına...

İlkokulda herkes benim “cins” bir çocuk olduğumu söylerdi bu benim hoşuma gitmezdi. Onların bana sen “özel” birisin demesini beklemek de onlara haksızlık olurdu. Çünkü ne güzel oyun oynayabilirdim ne de derslerim iyiydi hala kerrat cetvelini dahi ezbere bilmem. Ama en azından “cins” ile “özel” in arasında buluşup sen “farklısın” demelerini yeğlerdim. Ama demediler… Zaten okul bittikten sonra da hiç arkadaşım olmadı. Ama eminim şu anki işimi bilseler derlerdi… Belki “özel biriymişsin” bile diyebilirlerdi. O derece yani, çok özel bir işle meşgulum.

Yaptığım işe gelince, teorik olarak memurum. Kamuda gizli bir serviste çalışıyorum 12 yaşımdan beri. Halam sayesinde. Sakın torpille işe girdiğimi falan düşünmeyin. Halam sayesinde derken, yeteneğimi halam keşfetti. 5. Sınıftayken yıl sonuna doğru okul bir piknik düzenliyordu, öğretmenimiz pikniğe gelebilmemiz için velilerimizden imzalı kağıt getirmemizi istiyordu. Ertesi gün olmuştu ben kağıdı imzalatmayı unutmuştum halama. Ama gitmekte istiyordum hemen halamın el yazısını taklit edip altına imzasını atmıştım ve sorunsuz bir şekilde pikniğe gitmiştim, çok da eğlenmiştim. Ama içim içimi yiyordu bir yandan kendimi sahtekar gibi hissettim, akşam eve dönünce halama durumu anlattım. Halam aynı şeyi onun önünde tekrarlamamı istedi ve ben de yaptım. Halam inanılmaz derecede şaşırdı odasından başkalarının el yazılarını getirdi aynı şeyi yapmamı istedi sorunsuzca yaptım. Halam, hayatın kurtuldu ufaklık dedi artık okumana gerek yok. Yarın seni işe götüreceğim dedi, bunları orada da tekrarla, tamam mı dedi. Tamam dedim… Halam o gece sabaha kadar telefonda birilerine benden bahsedip durdu…

Ertesi gün oldu. Ben o ana kadar halamın Almanca öğretmeni olduğunu sanıyordum ama değilmiş çünkü geldiğimiz yer bir okul değildi. Gri 4 katlı gösterişsiz bir binaydı. Bir odaya girdim ve önüme çeşitli el yazıları konuldu hepsinin yine bire bir aynısını yaptım. O an odadaki kişiler tarafından takdir edildim. Sanırım hayatımda ilk kez halam dışında birileri beni takdir etti. Mutluydum… O yaz Antalya’ da Manavgat ile Alanya arasında ağaçların bol olduğu denize sıfır bir kampa yerleştirildik. Tam 15 ay boyunca benim yaşlarımdaki “seçilmiş” 14 çocuk ile pazar hariç haftanın her günü herkes kendi özel olduğu alanla ilgili eğitildi. Kimisi bilgisayar konusunda kimisi matematikte bense yazı ve imza taklidinde… Pazar alışkanlıklarım da bu dönemde başladı…

Ardından Ankara’ da bir site içerisinde bana tahsis edilen eşyalı bir stüdyo daireye yerleştirildim. Hala da aynı evde yaşıyorum. Yaptığım iş ise bağlı olduğum gizli servisin hapse atmak ya da şantaj etmek istediği fakat hiçbir açığını bulamadığı kişilerin adına onların el yazısını taklit ederek sahte belgeler hazırlıyorum. Böylelikle o insanların başlarının belaya girmesini sağlıyorum. Bu kişiler arasında bürokratlar, askerler, savcılar, öğretim görevlileri, milletvekilleri ya da oldukça sıradan insanlar olabiliyor. Ortalama haftada 5-6 tane A4 boyutundaki üzerinde “çok gizli” yazan kahverengi zarf içinde belgeler geliyor. Zarfların içinde hakkında sahte belge hazırlamam istenen kişilerin el yazıları ve benden yazılması istenenler oluyor. Ben de üzerime düşeni yapıyorum. Bir iş ortalama yarım saat sürüyor, yani en yoğun haftamda bile topu topu 3 saat falan çalışıyorum. Geri kalan tüm zaman bana ait, hayat bana güzel…

Bu iş karşılığında evde ücretsiz kalıyorum, herhangi bir fatura derdim yok, evime günde 3 öğün yemek geliyor, buzdolabım ben ne istersem onunla dolduruluyor, hangi eşyanın değiştirilmesini istersem ya da ne alınmasını istersem o alınıyor. Bu isteklerimi kapımda dönüşümlü olarak bekleyen korumalara iletiyorum. Evime her sabah saat 10’da bir temizlikçi geliyor. Yatağımı bile toplamıyorum… Hayat bana güzel… Bunun dışında her pazartesi günü 500 lira para bir zarf içinde düzenli bir şekilde posta kutuma bırakılıyor. İşte tek derdim de bu. Parayı nasıl bitireceğimi bilemiyorum… Zaten ne istesem alınıyor…

En büyük eğlencem ise Migros’ dan 3 lü kutularda satılan kinder sürpriz yumurta ve toybox’ lardan onlarca alıp içindeki oyuncaklarla oynamak. Bazen migrosdaki kasiyer kızlar Money card’ ın var mı diye soruyor. Olduğu halde yok diyorum. Daha çok para harcayabilmiş olmak adına. Aslında korumalarımdan bunları istesem getirirler, bunlar çok basit istekler çünkü, fakat ben kendi paramla almayı tercih ediyorum sonuçta migrosa gidişlerim benim sosyalleştiğim ender etkinliklerden bir tanesi…

Bir başka Pazar günü…

Artık çok daha mutluyum… Parayı ne yapacağımı buldum. Pazar günlerime yeni bir aktivite ekledim. O hafta boyunca kalan tüm paramı metal para şeklinde bozduruyorum. Mogan gölüne gidiyorum. Paraları göle atıp sektirmeye çalışıyorum. En iyi 50 kuruşları sektiriyorum… Düşünüyorum da iyi ki rahmetli halamla büyümüşüm kim bilir belki de küçükken istediğim gibi kimya mühendisi olacaktım. Şimdi ise iyi ki kimya mühendisi olmamışım diye seviniyorum, bir de işin gücün yok millete kimyacıyla kimya mühendisinin farkını anlat dur… Hiç gelemem valla. Hakikaten fark ne acaba? Aman banane… Ama Cartel’ i dinlemeye devam…

“Ya peki bu arada kışın göl buz tutarsa ne yapacağım?” düşüncesi ufak bir karamsarlığa yol açsa da bende, bu düşünce de çabucak uzaklaşıyor benden. Kendi kendime “O zaman da gölün üzerinden en uzağa kaydırmaya çalışırım paralarımı” diye düşünüp daha da mutlu oluyorum. Kesinlikle bu da çok eğlenceli olacak… Diyorum ya işte hayat bana güzel…

Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • Yazarın Biri
    Yazarın Biri 20 Ocak 2013 - 16:53Gizli örgütün pekde gizli bi yanı kalmadı diyebilirim :D [ispiyonla]
    +1
  • kul'yabani
    kul'yabani 13 Ağustos 2012 - 00:31güzel olmuş
    okuduktan sonra fark ettim mal gibi sırıtıyorum
    gölde para sektirme işi de güzel
    sizin orada çaycı kadrosunda falan boşluk olursa haber ver hemen gelirim
    ok kib by
    [ispiyonla]
    +1
  • andariel
    andariel 31 Temmuz 2012 - 16:00güzel [ispiyonla]
    +1
  • schwarzsunne
    schwarzsunne 30 Mayıs 2012 - 18:00@ Rubberhandz gerçekten çok mutlu oldum, teşekkür ederim... [ispiyonla]
    +1
  • Rubberhandz
    Rubberhandz 30 Mayıs 2012 - 14:37Tek kelimeyle müthiş bence. Tekrar okuyasım geldi hatta o derece yani. [ispiyonla]
    +1
  • schwarzsunne
    schwarzsunne 24 Mayıs 2012 - 11:12@ illa üyemi olacaz eleştirine katılıyorum kısa tutmak adına bazı yerleri fazla detaylandırmadım, bi dahakine diyelim artık :), ilgin için teşekkürler...
    @ Shawky çok teşekkür ederim, yazma konusunda cesaretlendim :)
    [ispiyonla]
  • Shawky
    Shawky 24 Mayıs 2012 - 09:23güzel olmuş eline sağlık. [ispiyonla]
    +2
  • illa üyemi olacaz
    illa üyemi olacaz 23 Mayıs 2012 - 15:26kurgu güzel ama biraz zayıf espiri ince 1 alkış hakeder sadece gölbaşı için [ispiyonla]
    +1
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...