Tazyikli

Belediye otobüsünden zor atmıştım kendimi. Artık eve az kalmıştı. Ama yinede çişini 4 saattir tutan ve artık yürümekte bile zorluk çeken biri için çok uzun mesafeydi. Huyum gereği hiçbir umumi tuvaletlere gir(e)miyor, gittiğim mekanlarda ise eve gidiş süremi hesaplayıp öyle karar veriyordum. Şimdi ise ‘kahretsin neden o eski çalıştığım iş merkezinin tuvaletine girmedim ki’ diye kendimle iç hesaplaşmaya girmiştim. Hem hijyenik, hem de bol bol peçete vardı orada. Tüm bunları düşünürken aklıma kestirme bir yol geldi. Tarla yolu. Evet, orası daha kestirme bir yoldu. Ne kadar da zekiydim öyle...

Hemen sağa sapıp, omuzlarımdan bile aşağı boyutta olan bahçe duvarının dibinden yol almaya başladım. Bahçede ki köpek bu sefer huzursuz gibiydi. Deli gibi bir o yana bir bu yana zıplıyordu. Her zıplayışında boynundaki zincir onu durduruyordu. Sallamadım, zira acele olmak zorundaydım. Artık yürürken bacaklarımı arada bir birleştiriyordum. Ve arada bir elimin tekini cebime sokup, durumu bir süreliğine de olsa kontrol altına alıyordum. Ama gündüz vakti olduğundan bu yöntem dikkat çekeceğini bildiğim için pek yapamıyordum. Bir an önce eve gitmem lazımdı. Bahçe duvarı bitince tarlaya girdim. Bahar ayı olduğundan boy boy otlar uzamıştı tarlada. Artık evin bahçesi uzaktan görünüyordu. Az kalmıştı. Adımlarımı hızlandırdım. Uzun, ciddi adımlar atamıyordum. Ama adımlarım kısa da olsa gerekli seviyede hızlıydı.

Bir ses duyar gibi oldum. Ama otlardan pek fazla bir şey görünmüyordu. İçimden ‘kedidir kedi’ esprisi yapmamla beraber hemen 15 metre ileri sağ çaprazımda 3 tane esaslı sokak köpeği belirdi. Ulan nereden çıkmıştı şimdi bunlar. Zaten gerilmiş ve hassastım. Artı bir heyecana ne gerek vardı. ‘İçine düştüğüm sıkıntıyı gören Tanrı, olaya renk katmak istiyordu galiba’ Diye düşündüm. Köpeklerden 2 si büyük diğeri henüz yavruydu. Yalnız büyüklerden tekinin dahi saldırması benim için felaketti. Aile tablosu gibi duruyorlardı. Hangisinin dişi hangisinin erkek olduğunu öğrenmek bile istemiyordum ama meraklı gözlerime hakim olamadım. Dişi olan ciddi ciddi beni kesiyordu. Adımlarım yavaşladı, ani hareket yapmamalıydım. Normal zaman da köpekten korkan birisi de değilim ama dişi olan öyle ciddi bakıyordu ki bi şeyler olacağını önceden haber ediyordu adeta. Göz göze gelmemeye çalışıyordum. Ama köpeğin gözleri bana kitlenmişti bi kere. Diğer büyük olan, dili dışarıda hızlı hızlı soluyor, etrafı kesiyordu. Küçük olan ise enerjik bir şekilde garip sesler çıkarak kendi arasında oyun oynuyordu. Artık tarlanın yarılamıştım. Şerefsizler öyle bir konum almışlar ki ben ne tarafa kaçarsam kaçayım, asfalt yol hep aynı mesafeydi. Sonra düşündüm ki mesafeler önemli değildi. Bunlar beni sıçtığım yere kadar kovalayacak cinste köpeklerdi.

Terlemeye başladım, yürümeye devam ettim. Tam içimden ‘bi şey yapmıyorlar lan aslında’ demiştim ki. Küçük olanı bana doğru havlayarak, uzun otlar arasında tıpkı bir ceylan gibi seke seke geliyordu. Hani mahallenin en küçüğüne, karşı mahalleden biri zarar verse toplu halde mahalle kavgasına gidilirdi ya... Diğer 2 büyük de ver yansın bir şekilde üzerime hırlayarak koşmaya başladılar. Korktuğum başıma gelmişti işte. Koşmaya başladım. Ve koşarken öyle bir ses saldım ki ortalığa sanki beni boğazlıyorlardı. Hem koşuyor; hem de artık damla damla fire veriyordum. Ben koştukça onların sesi daha da yakından geliyordu. Ve ben daha çok korkuyor, daha çok bağırıyor, daha hızlı koşuyor ve bununla beraber uzun fireler veriyordum. Bu kısır döngü devam ettikçe, vücudumdaki ıslaklığa paralel olarak içimdeki ısırılacak korkusu büyüyordu. Fakat bir sorun vardı. Beni bir türlü yakalayamıyor ama sürekli kovalıyorlardı. Hayvanlar benimle resmen dalga geçiyorlardı. Spor yapıyorlardı belki de. Ama ben civelek gibi koşmaya devam ettim. Koşarken bir yerlerden bir kurtarıcının çıkmasını bekliyordum. Bu vahşi yaratıklardan beni kurtaracak bir insan evladı, elbette çıkacaktı diyordum içimden. Evet, beklediğim kişi ve aynı zamanda hikayenin kahramanı tam zamanında çıkmıştı karşıma. Tarlanın sonunda beliren teyzenin bir ‘Hoşt’ demesi ile köpekler geri kalan hayatına devam ettiler. İbneler, nasılda yormuşlardı beni. Elime bir taş aldım arkalarından fırlattım. Dişi olan gene hırlar gibi olunca ben teyzenin arkasına kaçtım. Teyze benim kahramanım olmuştu. Yüz yüze geldik, az zaman susarak bakıştık. ‘Acaba gidip elini mi öpsem lan’ dedim kendi kendime. Bir şey diyemedim. Sonra vücuduma değen hafif soğukluk beni kendime getirdi. Bir an önce eve varmalıydım. Teyzeye bir teşekkür bile etmeden karaktersizce uzaklaştım oradan.
Apartman kapısı kapalıydı. Anahtarla vakit kaybedemezdim. Zira cebimdeki 5 anahtarda birbirine benziyordu. Zile bastım. Bekledim, açan olmadı ‘hadeeee’ diyerekten hunharca tekrar bastım zile. Artık daha fazla kayıp veremezdim. Anahtarları çıkardım. Rasgele birini denedim. Açılmıştı. O sevinçle bir iki damla daha kaçırmıştım. Merdivenlerden çıktım. Evin kapısı atarlı bi şekilde bana bakıyordu. Bir ara kapının üstünde asılı çerçevedeki Ayet-el Kursi gözüme takıldı. Küfür etmemeliyim diye düşündüm. Anahtarlardan 3. sıradakini denedim. Açılmadı. Yanındakini denedim girmedi bile. Bir diğerini denerken elimden düştüler. Bu heyecanımla uzun bir ‘tazyikli’ bıraktım. Anahtara ana bacı küfür etmeye başladım. Bir elimle kapıyı yumrukluyor diğer elimle de durumu kontrol altına almaya çalışıyordum. Evde kimsenin olmaması beni iyice çileden çıkarmıştı. Çok çaresizdim. Kasıklarım yırtılacaktı artık. Kafamı toparladım. Anahtarları tekrar elime aldım hepsini teker teker denemeye başladım. Beşinci denememle yüzümde küfürlü bir sevinç belirdi. Artık damlalar değil, ciddi tazyikler konuşuyordu. Bir hızla girdim tuvalete. Kapıyı bile kapatmadan fermuara yüklendim. Dostlarım siz, siz olun bahar ayları hafif soğuk olur fikrine kapılıp da sakın ola içinize don giymeye kalkmayın. Fermuar ile iç don hesaplamasında büyük kayıplar verdim. Bir türlü bulamıyordum. Elim ayağıma dolaşmıştı artık. –Pantolonu mu yırtsam acaba- En son çare olarak kemeri çıkarmakta buldum. Ama manasızca son haddine dayadığım kemeri açmak için karnımı zorlayınca en büyük kaybı orada verdim.. Nihayet zar zor açtığım kemerden sonra iki çevik hareketimle mutlu sona vardım.. Yarış atı gibi işiyordum. Sevinçten sifonu çekmeyi de unutmuştum. Evet, Sonra döndüm pervasızca sifonu da çektim. Ama kapıyı yine kapatmamıştım.



Not: Bu hikaye ve hikayedeki şahıslar (Teyzede dahil) hepsi hayal ürünüdür. Yazarın, ne bir umumi tuvalet fobisi vardır, ne de köpek korkusu. Aksine, ‘yemek buldun mu ye, dayak buldun mu kaç’ felsefesini benimsemiş, hayvansever ve objektif bir halk adamıdır. Biline.

Saygılar...

roden roden diyor ki;
Kategori: Salakça
Etiketler: tazyikli çiş köpek teyze kemer pantolon
6 08 Haziran 2012
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • ercey
    ercey 14 Haziran 2012 - 11:29tebrikler sıkmadı güzeldi. [ispiyonla]
    +2
  • Rubberhandz
    Rubberhandz 11 Haziran 2012 - 18:31Gerçekten bende nota çok şaşırdım. Bu kadar başarılı olmasını beklemiyodum :P Hani okuyunca bi bayanın ağzından dinliyomuş gibi oldum ama öyle değilmiş. Çok güzeldi yani sonuç olarak, evet. [ispiyonla]
    +1
  • rozalinda
    rozalinda 09 Haziran 2012 - 21:15not kısmını okuduktan sonra seni ayakta alkışlıyorum.. çok başarılı:) [ispiyonla]
    +1
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...