Hayat Bana Güzel

Bu satırları hayatının son 5 yılında 3 şehir değiştirerek yaşamış, pek yakın zamanda da şehir değiştirme umudu olan, yanında leş gibi kokan kül tablası ve limonatası olan bir adam olarak yazıyorum.

O sabah her zaman olduğu gibi şiddetli baş ağrısıyla uyandım.
Gece yine radyo dinlerken salondaki çekyatta uyuyakalmıştım ve midem korkunç şekilde bulanıyordu.
Alarmı kurmadığım için işe geç kalmıştım. O dönem istikrarlı biçimde işe geç kalırdım. Bir gün aksatmamışımdır geç kalma ritüelini.

Hemen kalkıp yüzümü yıkadım. Küfürler ederek kurutmalıktan çorap alıp giydim. Üzerimi giyinmek için yatak odama girdiğimde ayağımda buz gibi ıslak soğukluğu hissettim.
Kalorifer peteğinin borusundan sızan su kapıya kadar bütün odayı kaplamış, utanmadan tertemiz çoraplarımı ıslatmıştı. Küfürler ederek gömleğimle pantolonumu aldım. Çoraplarımı değiştirdim.

Alelacele evden çıktığım için gece yağan karın tuttuğunu bir süre sonra fark edebildim ancak oyalanacak zaman yoktu hemen iş yerine doğru koşar adım gittim.
sabah 08:30'da, daha uyanalı 10 dakika bile olmamışken insan ne düşünebilir?
Henüz yeni ayrıldığım kız arkadaşımı düşünüyordum kek gibi. Pek zorlu bir ayrılık süreci geçiriyordum ve asosyalliğim de tuz biber oluyordu.

Kimseye çaktırmadan odama gittim. Her zaman olduğu gibi 38 yaşındaki oda arkadaşım o aşırı sevimsiz suratıyla somurtarak bilgisayara kilitlenmişti.
Leyla ile Mecnun'un Erdal Bakkal'ının bütün sevimli yanlarını çıkarttığınızda geriye kalan bu adam olurdu sanırım.
Selam bile vermeden yerime oturup bilgisayarımı açtım.
Masamın üzerinde bir yığın kağıt vardı. Hayvan gibi iş birikmişti ve şimdi başlasam 4 gün sonra bitirebilirdim.
Elbette hiç başlamadım işe. Bilgisayardan Facebook'u açtım. Sevimsiz suratlı mesai arkadaşım "izlesene uygulaması"ndan sevişme sahneleri izlemiş, farkına bile varmamıştı.
Orada çok ciddi tavırlarıyla oturarak sevişme sahnesi izlemesi gerçek bir yavşaklıktı. Derhal silip engelledim.

Birden midemde şiddetli bir sancı hissettim. Birileri masanın altından yaklaşıp beni bıçaklamış olmalı diye düşünürken kusma refleksi göstermeye başladım.

Hemen aşağı inip poğaça aldım ama yiyemedim.
Ben de güvenlikçi Eşref Abi'nin bankosuna kösüp sigara yaktım. Eşref Abi dik dik suratıma baktı "oğlum manyak mısın sen? ne bu suratının hali? son zamanlarda hep bunalım, neşesiz takılıyorsun. sen böyle değildin. bak genç, yakışıklı, bekar adamsın. paran var git biraz hayatın tadını çıkart. şimdi en güzel çağların, hayat sana güzel" dedi babacan ve hayta bir tavırla.
Hiç konuşmadan 3 fırt çektiğim sigarayı söndürüp çıktım yanından. Ben çıkarken arkamdan "kötü bir şey söylemiyorum oğlum senin iyiliğin için" dediğini duydum. Hiç oralı olmadan tekrar odama yöneldim.
Midemde tekrar sancı başladı.
Dayanamayıp müdürün yanına gittim.

"Müdürüm biraz rahatsızım da müsaadenizle hastaneye gidebilir miyim?" dedim.
müdür kafasını bile kaldırmadan "iyi" dedi.
Hemen hastaneye koştum. Acilde 45 dakika kadar sıra bekledikten sonra doktorun yanına çıktım. bir serum ve bazı ilaçlar yazıp perdelerle ayrılan yere gönderdi beni.
Hemşirenin tavsiyesiyle iş yerinden bir arkadaşı çağırdım yanımda dursun diye.
Sonra dünyalar tatlısı hemşire anjiokatı bir hançer gibi damar yolumdan sapladı. o anda attığım çığlıkla bütün koridor susup bana doğru döndü. diğer kolumu yüzüme siper edip dikkatlerin dağılmasını beklerken hemşirenin gözünden düşüp parçanmış karizmamı kapıdan dışarı doğru sürünerek çıkarken gördüm.
Derken bizim arkadaş geldi. muhabbet ederken uyumuşum (artık nasıl koyu bir muhabbetse). Uyandığımda hemen yanımdaki boş sedyede arkadaşımın da uyuduğunu gördüm.Serum bitmek üzereydi.

Arkadaşımı uyandırıp hemşireyi çağırmasını söyledim.
Bu kez gelen hemşire taze ayrıldığım kız arkadaşıma çok benzeyen (özellikle ceylan gözleriyle) hanımefendi bir insandı. Bu kez karizmayı çizdirmeyeceğime dair and içmiştim. Kolumu da kesse tebessümle karşılamalıydım. Ancak yine aynısı oldu. Bu kez kolumdan flasteri aniden çektiği esnada kopan kıllarım yüzünden bir öncekinden daha az şiddetli olmak üzere bağırdım.

Utanç içinde hastaneden çıkıp arkadaşı geri yolladım. Yolun kalanını yalnız yürümeliydim. Zaten yıllardır yalnız yürüyordum.
Eve giderken bir kilo elma aldım. Midem hala bulanıyordu ve karnım açtı.

Mahallenin girişinde 29 yaşında, baba parası yiyen ve kafasının içinde beyin yerine kuyruk yağı olduğunu düşündüğüm Ömer'i gördüm. Ne ara samimi olduk hiç hatırlamıyorum bu hayvan evladıyla, ancak o güne lanet ediyorum. Yine musallat olacaktı pzevenk. Ama yanıma yaklaşmadı. Derken avucunda sıkılaştırdığı kar topunu gördüm. Bu iğrenç şakayı kaldıracak enerjiyi uzun zamandır bulamadığımdan atmaması konusunda uyarıp yoluma devam ettim. Ancak böbreğimin tam üzerine gelen obüs mermisi gibi kar topu canımı çok yaktı. Geriye dönüp "taş mı koydun içine o.pu çocuu" diye bağırdım. yayvan ağzıyla "hıhıhıh" diye gırtlaktan gülüyordu yavşak.

Bir kez daha evime gelmiştim. Zindanıma, mezarlığıma dönmüştüm her akşamüstü olduğu gibi.
Kapıyı açtığımda evin içindeki dışarıdan daha soğuk hava yüzüme çarptı. Bütün kış olduğu gibi yine ısınmamıştı kabrim.
Koridorda attığım ikinci adımla çorabımın ıslanması bir oldu. Kalorifer peteğinden sızan su odayı aşmış, koridora ve salona kadar gelmişti.
Elimdeki elma poşeti istemsizce yere düştü. Ağız dolusu küfretmek istiyordum ama hiç havamda değildim.
İçimden gelen şey evi ateşe vermekti ana onu da yapamazdım.

Sustum.
Sonra Eşref Abi'nin dediklerini düşündüm.

Haklıydı.
Gençtim, bekardım ve özgürdüm.
Hayat bana güzeldi..

kul'yabani kul'yabani diyor ki;
Kategori: Ciddi
Etiketler: mutsuzluk gam keder efkar elma
7 11 Ağustos 2012
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • andariel
    andariel 27 Ağustos 2012 - 15:29daha 4 gün önce aynı sebepten ben de hastanede serum yedim. o ne biçim bir ağrı öyle? sebebini de bulamadılar :s [ispiyonla]
  • sbldrdr
    sbldrdr 21 Ağustos 2012 - 06:27sonunu yazmasaydın iyiydi [ispiyonla]
© 2004 - 2017 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...