Staj bitmiş. Cehennem sıcağı. Asfalta yumurta kırsan, iki dakkaya ekmek banmalık. Kızların saçları güneşte ışıldıyor. O zamanlar deneysel takılıyorum. Lise 4'ün ilk günleri. Yaz tatili bitmiş ve ben, yüreğimde büyük bir acı ve stresle otomatik açılır kapanır okul kapısından içeri dalmışım...
Bunlar da, içimde ilham kıpırtıları hissettiğim günlerin bakiyesi, birbirinden bağımsız dört parça yazı, dört parça saçmalık.

1.
Sokağın insanları. Kendilerinin tanrıları. Kaldırım müdavimleri. Onlarla aynı yolda yürürken, onlardan hiçbir farkım yok. Birbirimize zararımız yok. İyiyiz anlaşılan. Yol vermekten çekinmiyoruz. Yan yana yürüyen bir kaç iyiliksevere benziyoruz. Tanışmıyoruz. Konuşmuyoruz. Bakışmıyoruz bile. Yine de iyi insanlar bellemişiz birbirimizi. Gidiyoruz. Aynı yolda. Evlerimize. İyiyiz. Herkes iyi.
5 eylül, 2012
2.
Mağara gibi, dikitler ve sarkıtlar çoğu kez yürümeye engel oluyor. Yerler solucan kaynıyor, kımıl kımıl, binlerce olta yemi. Üzerlerine bastığınızda, bedenlerinin geri kalanını kurtarmak için cebelleştiklerini görürsünüz. İğrençler. Hiçbirinin birbirinden haberi yok. Birbirlerinin üzerilerinde sürünüyorlar, ama umursadıkları yok. Çok cana yakınlar. Bir tanesini alıp, öldüresiye sıkmak istiyorum. İki tırnağımın arasında dilimliyorum onu. Temiz iş, kan yok. Zevk alıyorum bundan. Birini daha alıyorum tırnaklarımın arasına, sırıtıyor. Sırıtma, seni parçalayacağım, diyorum. Kahkahalara boğuluyor. Eziyorum onu, kafası dağılıyor. Bazısı, pantolon paçalarımdan içeri sızmak istiyor, müsaade ediyorum buna. Çok zevkli. İnanılmaz. Bacaklarımı gıdıklıyorlar. Şimdi kasıklarımı. Ah, kalçalarım... Kendimi, solucan yığınının içine bırakıyorum. Yüzlerce solucan eziliyor altımda. Kulak deliğimden içeriye adımlıyorlar. Gülüyorlar orada. Gülmeyin, diyorum, kulağımın dibinde gülmeyin. Saçlarımın diplerinde dolanıyorlar. Gülmekten bayılmak üzereyim. Yerleri yumrukluyorum. Yumruklarımın altında paramparça oluyor bazıları. Havada solucan parçaları uçuşuyor. Ben sizden biriyim, diyorum. Haykırıyorum: BEN, KOSKOCAMAN BİR SOLUCANIM! Binlerce ağızdan çıkan kahkaha sesleri, mağarayı paramparça ediyor. Kafatasım yumurta kabuğu gibi parçalanıyor. Her şey parçalanıyor. Kafam kopuyor, ve o da gülüyor. Gövdem gülme diyor ona, öleceksin. Gerçekten de ölüyor. Gövdem de öyle.
6 eylül, 2012
3.
Kumsalın ardındaki kaldırımda, denize bakan bir bankta oturuyordu sefil adam. Sağ elinde, gazeteye sarılı şişesini tutuyordu. Sarsak bir adamdı, gergin bir ip gibi titreşiyordu elleri. Eski püskü paltosunun sol cebinden büyücek bir şırınga çıkardı. İğnenin ucunu şişeye daldırıp, şişenin içinde her ne varsa, şırınganın haznesine çekiyordu onu. Şırınganın haznesini sarı bir sıvı doldurdu saniyeler içinde. Şırıngayla, o ne olduğu belirsiz sıvıyı burun deliklerine fışkırtıyordu. Sağlam bir nefes çekti içine sefil adam. Tuttu onu bir iki saniye, ve sakince geri verdi. Burun deliklerinden paltosunun eteklerine damlıyordu ne olduğu belirsiz sıvı. Şişeyi hemen yanı başına koydu ve elinin tersiyle burnunu sildi. Şimdi, olduğu yerde sarsılıyordu sefil adam. Can çekişir gibiydi. Hoşuna gidiyordu bu onun. Trajik bir gülümseme vardı suratında. Gözleri kızarmıştı sefil adamın, bir damla göz yaşı kupkuru yanağını ıslatarak süzülüyordu. Haykırırcasına ağzını araladı. Kuvvetli bir hapşırık koyverdi. Paltosundan burun deliklerine kadar bir sümük, boylu boyunca uzanıyordu. İyi, dedi sefil adam. Şimdi daha iyi.
7 eylül, 2012
4.
Siyah kravatım vardı. Bağlaması için anneme verirdim. Bir kez olsun, kravatın düğümlendiği yerde muntazam bir üçgen şeklini tutturabildiğini görmedim. O kravatla, sabahın köründe çıkıyordum dışarıya. İlk önce rüzgarın dayağını yiyordum, çok geçemeden de insanlarınkini. Otobüs durağında küfrederek kalan durak sayılarına bakardım. En sonunda bir tanesini gelirdi. Yamuk yumuk yolda salına salına gidiyorduk. Ölmek istediğimi biliyordum. Bazı zamanlar, otobüs ani bir fren yaptığında, "İşte!" derdim içimden, "lütfen şimdi ölmüş olayım". Karşıdan karşıya, kaza geçirip ölme umuduyla geçerdim. Kendimi öldürecek kadar yürekli değildim. Tek istediğim, bir şeyin bunu benim yerime yapmasıydı. Okuldaki öğretmenlerin halden anladığı yoktu. Kuytu köşelerde bir oturağa geçip, kafamı masaya koyardım. Uyumak istiyordum hiç değilse. Şartlar izin vermiyordu. Bir iki saat, kafamı kollarımın arasına gömüp kalırdım öyle. Sonunda, öğretmenin teki gelir kafamı dürterdi. Sevmiyordum kimseyi. Yalnızca ikiyüzlü davranırdım. Yaşamak için insanlara ihtiyacım vardı. Yaşamdan da nefret ederdim. Her şey şımarık bir çocuk gibiydi. Onların beni rahatsız etmesi için düşman olmamız gerekmiyordu. Sırf zevk için yaparlardı. Yaşam, uykuda dahi süren bir savaştı ve ben uykuda dahi ölümü düşlüyordum.
8 eylül, 2012

Sayko Lise Yazıları

506 kez bakıldı - 02 Aralık 2013
karpuzkafa777 karpuzkafa777 diyor ki;
Kategori: Salakça
Etiketler: sayko lise yazıları
3 02 Aralık 2013
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

© 2004 - 2020 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...