Mahallenin Muhtarları 1 Nisan Şakası (1997)

matrakomedi matrakomedi diyor ki;
Mahallenin Muhtarları'nın 1 Nisan 1997'de yayınlanan bölümünün girişi çeşitli tuhaflıklarla başlar. Muhtar Bey çevresinde olan tuhaflıklara anlam veremez. Tuhaflıkların nedenini bulmaya çalışırlar. Esaslı bir şaka bekler ekibi.
Kategori: Nostaljik
sitene ekle
Etiketler: Mahallenin Muhtarları 1 Nisan Şakası Cihat Tamer Muhtar Erkan Can
14 31 Mart 2014
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • erknakr
    erknakr 01 Nisan 2014 - 01:32@sikkoadam nick yorum uyumu.

    @creaturecrazy abi ne saçma olaydır o. ben iki kitabı tutup yemin edene siksen inanmam.
    +2
    • creaturecrazy
      creaturecrazy 01 Nisan 2014 - 00:361 NİSANN!!!
      15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya daki Endülüs üslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.
      En sonunda 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil; Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.
      Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir.
      Bunun üzerine Müslümanlar Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz... dediklerinde Haçlı ordusu komutanı Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur diye cevap verir ve BÜTÜN MÜSLÜMANLAR ORADA ŞEHİT EDİLİR.
      İşte o gün bugündür 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır.
      Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır.
      -2
      • mr t
        mr t 31 Mart 2014 - 23:5931 martta açtım videoyu,inşallah 1 nisan bitmeden dolarda izlerim.
        +3
        • Reistly
          Reistly 31 Mart 2014 - 23:32Sitenin eski 404'ü bile değişmiş. Şimdiki 404 tam bizim abazan adminlere
          yakışır bir şey olmuş. Tipinizi sktklerim!
          Yeni 404;

          http://alkislarlayasiyorum.com/{
          +10
          • erknakr
            erknakr 31 Mart 2014 - 23:29Lan sitenin 404'ü de değişmiş ne saçma sapan olmuş.
            http://alkislarlayasiyorum.com/{
            +8
            • tr26tr
              tr26tr 31 Mart 2014 - 23:20En tehlikeli diktatörlük biçimi “halk oylaması”na, yani plebisite dayanan diktatörlüktür. Çünkü bu tür rejimlerde diktatör, gücünü ne ordudan ne devletten alır gözükmektedir. Ona bu diktatörlük yetkisini veren “milli irade” adı verilen soyutlama, yani “çoğunluğun” oylarıdır. Plebisiter diktatörlükte “oy” kutsaldır, çünkü o, diktatörün üzerinde yükseldiği yığınları temsil eder. O kadar kutsaldır ki, diktatör ya da diktatörlük o kutsal oyu satın almak için tüm diktatörlük olanaklarını, tüm parasal olanaklarını kullanır. Bunun da yetmediği yerde, yine iktidarda olmanın avantajlarını kullanarak o “kutsal oyu” kendi plebisiter hesaplarına göre ayarlı hale getirir. Seçim sırasında elektrikleri keser, sandık çalar, silahlı sivil güçleriyle sandık basıp kaçırır vb. vb. Ve böylece her daim kendi çoğunluğunu sağlar. Plebisiter diktatörlüğün özelliğidir bu. Sonuç olarak, nasıl askeri bir diktatörlük gücünü esasen ordudan alıyorsa, plebisiter diktatörlük de gücünü halk oylamasından alır.

              Plebisiter diktatörlükte sanki bir parti seçimleri kazanıyormuş da böylece iktidarını sürdürüyormuş gibi bir görüntü vardır ama bu görüntü aldatıcıdır. Bu diktatörlük, aslında bütün iktidar değişim yollarını sıkı sıkıya kapatmıştır. Örneğin, kendisine karşı darbe yapma ihtimali olan orduyu tamamen denetimine almış ve çevre ülkelerde bir iktidar değişim yolu olarak kullanılan ordu darbelerini devre dışı bırakmıştır. Bu diktatörlükte seçimlere giren muhalefet partileri olmakla birlikte (zaten bu tür diktatörlüklere “demokrasi” asma yaprağını sağlayan da budur) bu partilerin iktidarı seçim yoluyla ele geçirmesi şansı sıfırdır. Bu, plebisiter diktatörlükle, temsili demokrasi denilen sistem arasındaki çok önemli bir farktır. Temsili demokrasilerde halk aslında parlamenter partilerin toplamı tarafından yönetilir. Orada “iktidar partisi” “muhalefet partisi” ilişkisi plebisiter diktatörlükten epeyce farklıdır. İktidardaki parti yıpranır, böylece yerini muhalefetteki alır. Bu, toplumun gözeneklerini açan ve rejimi rahatlatan bir yoldur. Temsili demokrasi taklidi yapan plebisiter diktatörlüklerde ise bu yol aşağı yukarı kapanmıştır. Legal muhalefet partileri sonuçta diktatörlüğün “demokrasi” görüntüsünü meşrulaştırmak işlevini yerine getirirler. Bu, toplumun ve hatta rejimin nefes alma gözeneklerinin neredeyse tamamen kapatıldığı anlamına gelir. Bu yüzdendir ki, plebisiter diktatörlüğe son vermenin tek yolu devrimdir.

              Plebisiter diktatörlük, esasen dört-beş yılda bir yapılan seçimlerle “halkın onayını” almış gibi bir görüntü verir. Evet, her türlü mali olanağın seferber edilmesiyle ve kritik durumlarda hilenin de devreye sokulmasıyla bir “halk onayı” varmış gibi görünür. Seçimlerde hiç hile yapılmadığını farz etsek bile, bu “halk onayı” aslında, diktatörlüğün toplumun kenarlarına sürdüğü ya da zaten toplumun kenarlarında yaşayan kara kalabalıkların diktatöre sessiz boyun eğişinin göstergesidir. Bu sessiz boyun eğişin, çara, krala ya da padişaha biat edilmesinden en küçük bir farkı yoktur. Ve en önemlisi, toplumla halk kalabalıkları her zaman aynı anlama gelmez ve üst üste oturmaz. Toplum, kalabalıklardan farkı bir şeyi ifade eder. Toplumun esasını, gerçekten düşünen, duyan, muhalefet etmesini, başkaldırmasını bilen, kendi arasında iletişim kurabilen bireyler ve çoğullar oluşturur. Bu, toplumun canlı tabakasıdır. Toplumun kenarlarına sürülen, ağır bir şekilde sömürülen kara kalabalıklar ise toplumun ölü tabakasını oluşturur. Plebisiter diktatörlük, varlığını, bu ölü tabakayı canlı tabakanın üstüne bastırarak sürdürür. Ama bu, aslında gerçek, canlı toplumun ölümü anlamına da gelir. Böylece plebisiter diktatörlük, öldürdüğü ya da öldürmek üzere bastırdığı toplumun üzerine karabasan gibi çöker.

              Dünkü seçimler, toplumun plebisiter diktatörlüğe karşı son bir umutsuz savaşı olarak anlam taşımaktadır. Gerçek, yaşayan toplumun insanları, Ankara ve İstanbul’da ve muhakkak ki ülkenin birçok yerinde de son bir umutla sabahlara kadar cansiperane savaştılar ve kaybettiler. Artık plebisiter diktatörlüğün ölüme mahkûm ettiği toplum, yaşayabilmek için başka mücadele yolları deneyecektir. Ve muhalefet partileri, eğer bir daha seçime girecek olurlarsa, arkalarında asla böyle canlı ve mücadeleci bir toplum bulamayacaklardır. Kısacası “game is over”. Tüm muhalefet partilerini, hele yüzde on barajıyla sahneye konan, meşrulaştırılmış seçim oyunuyla tüm ilişkilerini kesmeye davet ediyoruz.

              Hiçbir toplum, göz göre göre kendini celladının eline teslim etmez.



              Gün Zileli

              31 Mart 2014
              -2
              • guymontag
                guymontag 31 Mart 2014 - 23:1500:20 amcık ağızlı?
                +2
                • wabulyu
                  wabulyu 31 Mart 2014 - 22:44bizim muhtarı da biz seçimden seçime görüyoruz aq. Nerede eski İstanbul
                  +5
                  • garipgurebayimben
                    garipgurebayimben 31 Mart 2014 - 22:36ahhh. eski diziler, çocukluğum, kış geceleri bu diziyi izlerken sobanın karşısında yediğim mandalinalar, kabuklarını sobaya attığımda odayı dolduran koku, ertesi gün okula gidecek olmanın verdiği, erken yatacak olmanın verdiği küçük mutsuzluk ve iç kararması...

                    şimdi böyle desem bir sürü artı alacam değil mi hacılar?

                    sorsam "herkes içinden geçeni yazmalı bence." dersiniz. o zaman beni cezalandırmayın, içimden geçeni yazayım:

                    o zaman da nefret ederdim lan bu diziden. adındaki muhtar kelimesi bile içimi sıkmaya yeterdi. o başroldeki laz adam nasıl bugün "büyük, usta tiyatrocu." diye anılır oldu hala şaşırırım. adam evrim geçirdi resmen. şimdi iyi oyuncu allah var.

                    bu boktan dizinin çıktığı yılları geçtik, tükettik ya, vallahi çok şanslıyız lan.

                    şimdi internet var, sosyal medya var, tablet var, binbir güzellik var. eskiden bunlar yoktu. mutluyduk, çünkü çocuktuk. yoksa hayat şimdikinden daha iyi değildi.

                    "gü-ne gidiyoruuzzzz, gü-ne gidiyoruuuzzz..."
                    +7
                    © 2004 - 2019 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...