Yol

Köy doktoru Kemal Bey evin aylık alışverişini yapmak üzere emektar otomobiline binmiş şehir merkezine doğru yol alıyordu. Her seferinde olduğu gibi tek başınaydı. Küçük oğlu her ne kadar gelmekte ısrar etmiş olsa da soğuk havayı bahane göstererek yanına almadı onu Kemal Bey. Sahiden de hava oldukça soğuktu ve etraf geçen hafta boyunca yağan karlarla bembeyaz kesilmişti. Kendisinin de gitmeye hiç gönlü yoktu ancak ev tam takır kuru bakırdı. Gitmek bir zorunluluk olmuştu artık.

Evden çıkalı yaklaşık bir saat olmuştu, yolu yarılamıştı doktor. Etraftaki bembeyaz manzaraya rağmen yol oldukça açık sayılırdı; yakın zamanda temizlenmiş olmalıydı. Araba sakin sakin yolda süzülürken sabahın ilk ışıklarının sağ camdan içeri girdiğini gördü. Radyoda Chopin çalıyordu. Bu anda araç önce tekledi sonra yavaşladı ve birkaç saniye içinde tamamen durdu. Doktor sorunun ne olduğunu anlamakta gecikmedi. "Kahretsin!" dedi. Benzin bitmişti. Üstelik telefonunu da evde bırakmıştı. Yola çıkarken kontrol etmek aklına gelmemişti. Yedek benzin almayı da akıl edememişti her nasılsa. Ne yapacaktı şimdi? Durum gerçekten ciddiydi: En yakın yerleşim yeri onlarca kilometre uzaktaydı. Arabanın içinde beklemek de pek mantıklı olmazdı; yolun pek işlek olmadığını, hele de bu soğuk kış günlerinde tek bir aracın bile geçmeyeceğini biliyordu. Öyleyse vakit kaybetmeden etrafta birileri var mı diye kontrol etmeliydi. Atkı, eldiven, bere... ne varsa geçirdi üstüne. Açtı kapıyı ve hangi tarafa doğru gideceğine karar vermek için etrafa bakındı. Sonra soldaki ağaçlık arazideki küçük patika yolu fark etti. Birileriyle karşılaşma ihtimalinin verdiği umutla biraz olsun rahatlamıştı. Hemen o tarafa yöneldi.

Patika yol yamaç boyunca, yamacı belli bir açıyla keserek ormanın ortalarına doğru uzanıyordu. Kar yağışı iki gün evvel durduğuna göre geçen iki gün içinde buradan birileri geçmiş olmalıydı. Ayak izleri seçilebiliyordu. Çıplak dalları karla kaplanan yaşlı ağaçların arasından geçerken buğulanan gözlüğünün camını temizledi. Ortalık çok sessiz olmakla beraber bazı kuş sesleri duymak da mümkündü.

Yol tahmin ettiğinden uzun gelmişti. Yaklaşık beş dakikadır yürüyordu. Yatağı dar, debisi yüksek bir nehrin yanına gelince birkaç saniye soluklandı. Nehre paralel devam eden yola uzaktan baktı, ardından berrak sularıyla şırıl şırıl akan nehri seyre daldı. Dikkatsizliğinin başına açtıklarını düşünerek kendi kendine kızdı: "Ah Kemal, ah!" Kendi kendine söylenirken az önce baktığı taraftan ona doğru gelen birisini fark etti.

Doktor adamı uzaktan dikkatli bir şekilde süzdü. Orta boylu, saçı sakalı birbirine girmiş biriydi. Elindeki bir deste odunla adım adım Kemal Bey'e yaklaşıyordu. Kemal Bey biraz tedirgindi; ne de olsa dağın başındaydı ve tanımadığı bir adamla karşı karşıyaydı. Ancak bu uzun sürmedi. Adam beş-on metre kadar ileriden ona eliyle selam verince doktor da selamına karşılık verdi. İyice yaklaşınca adamın ellili yaşlarda etine dolgun biri olduğunu anladı. Kilolu sayılmazdı, saçları ve sakalları griye boyanmıştı. Soğuktan kızaran burnu ona belli bir sevimlilik katıyordu. Kıh kıh gülerek: "biliyordum, biliyordum!" diye haykırdı. Doktor buna anlam veremedi. Gülümsemeye çalışarak lafa girdi:
"Efendim, anlamadım"
"Merhabalar evladım. Kusuruma bakma; biraz aceleci davrandım. Ben İhsan. Şurada, ötede bir kulübem var. Yalnız yaşarım. Odun toplamak için çıkmıştım. Söyle bakalım sen kimsin."
"Sormayın, şehre doğru giderken benzin bitti. Yolda kaldım. O yüzden çevrede birileri var mı diye bakınıyordum."
"Kah, kah anladım. Şanslıymışsın, bak bana rastladın. Haydi gel de çayımı iç. Bunun gibisini bulamazsın bir daha. Haydi, çekinme"
Kemal biraz şaşkın biraz mutlu bir halde bu "tuhaf" adamı takip etti. Bacasından dumanı tüten ahşap kulübeden içeri girdiler. İhsan doktora bir tabure uzattı; şöminenin yanındaki çaydanlıktan iki bardağa çay doldurdu ve birini doktora uzattı.
"Hım, demek doktorsun. Memnun musun işinden bari?"
"Eh yani, geçinip gidiyoruz. Bazen fena yoruyor adamı aslında, ama ne yaparsınız işte. Siz tek başınıza mısınız burada? Sahi 'biliyordum' gibisinden bir şeyler söylediniz. Neydi bunun anlamı?"
"Haha demek merak ettin. Öyleyse söyleyeyim. Uzun süredir burada yalnız yaşıyorum. Geçen ilkbaharda yine senin yolda kalan genç bir adam buraya geldi. Senin kadar şanslı değildi o. Beni bulmadan önce beş kilometreye yakın yürümüş. Onun da arabasının benzini bitmişti. Telefonu da yokmuş. Bende de yok tabii telefon filan. Birkaç gün arkadaşlık etti bana. Yalnızlığı severim ancak böyle geçici bir arkadaşlık beni oldukça memnun etmişti."
"Ne yaptı sonra; yani nasıl gitti?"
"Onu ben de bilmiyorum aslında. Sabah verdiğim meyve ve bisküvilerden birazını da yanına aldı ve gitti. Bir daha görmedim onu"
"Şaşılacak şey. Ben ne yapacağım şimdi bilemedim."
"Haha, meraklanma. O işi çözeceğiz"
"Nasıl olacak o?"
"O günden sonra şehre gittiğim ilk seferde birkaç litre benzin de almıştım yanıma. Günün birinde biri yolda kalır da yanıma gelir diye; aynen bugün senin yaptığın gibi. İşte bu yüzden 'biliyordum' dedim."
"Ah, çok sevindim. Çok teşekkür ederim. Gerçekten şanslıymışım dediğiniz gibi. Ancak, ancak bir dakika cüzdanım, nerede bu; hah arabada kalmış olacak. Hemen gidip alayım."
"Lütfen canım, satmak için almadım bunu ben. Çayın bitmiş ver doldurayım."
"Ama, olur mu öyle şey? Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim, çok teşekkürler. Yoksa Allah razı olsun mu demeliyim?
"Rica ederim. Küçük bir teşekkür beni yeterince memnun eder zaten. Hem şunu da bilmeni isterim ki; Allah rızası için değil, canım öyle istediği için sana yardım ediyorum."
"Anlıyorum. Teşekkür ederim o zaman."
"Yanlış anlamanı istemem. Sana yönelik bir tutum değil bu. 'Allah rıza için' sözü ya da buna benzer sözler beni daima rahatsız etmiştir. İyiliğin anlam kazanabilmesi için onun gönülden ve isteyerek yapılması gerektiğine inanırım. Başka birine yaranmak için yahut bir çıkar gözeterek yapılan işler iyilik kapsamında değildir benim için. İyilik saf ve güzeldir. Karşılıksız iyilik yapmayı ahmaklık olarak nitelendiren insanlar gözümde çok değersizdir. Bunlar hayatın gerçek anlamını bilmeyen, bilmeye de gayret etmeyen insanlardır. Neyse, bırakalım da onlar kendi sahte dünyalarında yaşamaya devam etsinler."
"Haklısınız, kesinlikle. Ne denir bu sözlere başka?"
"Teşekkür ederim. İstediğin zaman gitmekte özgürsün. Benzin bidonu hemen şu torbaların arkasında. Seni sıkmak istemem."
"Hayır, sıkmak ne kelime; sizinle konuşmak çok hoştu. Ancak bir an evvel gitsem iyi olur, çünkü gecikirsem bizimkiler meraklanabilir. Daha sonra sizi tekrar ziyaret etmeyi çok isterim. Tabii siz de isterseniz."
"Her zaman beklerim."
Tokalaştılar. Doktor Kemal elinde benzin bidonuyla aracının yolunu tuttu. Böyle kıymetli bir dost kazanmasını sağladığı için benzininin bitmiş olmasına neredeyse sevinecekti.

resistance91 resistance91 diyor ki;
Kategori: Genel
Etiketler: yol hikaye kısa hikaye
2 04 Mart 2015
Yorumlar
Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • popricev
    popricev 04 Mart 2015 - 19:42bu bana göre iyi bir öykü değil. bence dilde gözle görülür bir yapaylık var. sanki bu öykü aslında önce başka bir dilde yazılmış ve biz şimdi bu öykünün türkçe çevirisini okuyoruz. yapaylıktan kastım bu.

    ayrıca bu kemal bey bir biblo kadar cansız ve ruhsuz, soğuk bir adam. bence öykünün yazarı, muğlak bir karakter yaratmış. öyküyü okumadan önce kemal bey ile ilgili hiçbir fikrim yoktu, öyküyü okudum ve hala bir fikrim yok.
    [ispiyonla]
    +1
© 2004 - 2019 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...