Schopenhauer'in Felsefesi - Özet Anlatım

600 izlenme - 19 Ağustos 2019
mentor mentor diyor ki;
Sevgili alkislarlayasiyorum.com üyeleri, YouTube üzerinde felsefe tarihi ve filozoflar ile ilgili basit bir kanalım var. Herkesin bir hobisi vardır ya, benim hobim de düşünce ve felsefe tarihi ile ilgili olabildiğince bilgi edinmek. Zira bundan haz alıyor ve bunu merak ediyorum. Her neyse sözü çok uzatmadan söylemek istediğim şey şu: Toplumumuzda felsefenin derin bir eksikliği var. Bunun topluma yayılabilmesi için, gerek felsefe tarihini gerekse filozofların temel düşüncelerini ele alan podcast niteliğinde videolar hazırlayıp sunuyorum. Buraya da yalnızca birini yüklemek istedim. Zira Schopenhauer'in yeri bende çok başkadır. Sebebinden videoda kısaca bahsediyorum. İlgi duyan arkadaşlara keyifli dinlemeler dilerim.
Kategori: Ciddi
sitene ekle
Etiketler: felsefe schopenhauer irade istenç
11

Yorumlar

Yorum Yaz

Tüm Yorumlar

  • theyareblond
    theyareblond 22 Ağustos 2019 - 05:52Yutup kanal adını yazar mısın
    • mentor
      mentor 22 Ağustos 2019 - 10:58Efe Salihoğlu, yazarsanız direkt çıkar.
  • güdüknecmi
    güdüknecmi 20 Ağustos 2019 - 23:41Beğendim, güzel bir video olmuş.
    Medium sayfanızdaki "Felsefeye Giriş Yapmak İsteyenlere Naçizane Bir Rehber, Kitap Önerileri" yazınızı okudum ve kaliteli yapıtları seçtiğinizi gördüm.

    Felsefe okumaya yeni başlayan (Ahmet ARSLAN - Felsefeye Giriş) biri olarak sizin bir konuda fikriniz merak ediyorum:
    Suç ve Ceza tarzında büyük bir edebi eseri okuma ile, bir filozof tarafından yazılmış önemli bir felsefe eserini okumanın kişinin aydınlanmasına etkisi ne derecede fark eder?
    +1
    • mentor
      mentor 21 Ağustos 2019 - 00:11İlgi, alâka ve kıymetli yorumunuz için evvela teşekkür ederim. Suç ve Ceza tarzı büyük bir eseri okumak kurguya dayalı bir dünya ile baş başa kalmaktır. Söz konusu dünya her ne kadar gerçeklerle illiyet bağı içinde de olsa netice itabarıyla bir kurgudur. Bu dünya, sizin hayal dünyanızı geliştirerek gerçekliğe farklı açılardan bakmanızı sağlayabilir. Zihniniz, kelime hazineniz, duygularınız olgunlaşır. Okuduğunuz romandan yola çıkarak kendi hayatınızı sorgulayabilir ve birtakım kıyaslamalar yapabilirsiniz. Şüphesiz ki bu sizin zihin dünyanıza kıymetli bir katkı sağlayacaktır. Fakat sahip olacağınız bilgi buna nispetle oldukça azdır. Eğer amacınız bilgi edinmek, hakikati aramak ise kurgudan çıkıp sarih gerçeklerle yüzleşmeniz gerekir. Felsefe, Sokrates'e kadar tüm meyvelerini doğadan toplamıştır. Yani kendi dışımızdaki gerçeklikten. Sokrates ve sonrasında ise insanın kendi dünyasına yönelik sorgulamalar yapmıştır. Fakat meyvesini yine gerçeklikten almıştır. Buradaki gerçeklik kurgu içermeyen olgusal bir gerçekliktir. Bilgiye doğrudan ulaşmak için, makale ve benzeri bilimsel yazılar okumak kurguya dayalı bir yazınsal metne göre çok daha faydalı olacaktır. Bilgi edinmek için bir romana başvurmak sizin de tahmin edebileceğiniz gibi küçük bir balık yakalamak için okyanusa dalmaya benzer. Kişinin aydınlanmak için belli konularda söylenmiş farklı fikirleri öğrenmesi şarttır. Felsefe böyle başlamış ve böyle ilerlemiştir. Hatta bilim de aynı gerçekliğe dayalı olarak ilerlemiştir. Zihin dünyamızın gelişmesi için farklılıklara ihtiyacımız var. Bu farklılıkları fikir olarak bize sunabilecek olan en nitelikli alanın felsefe olduğunu düşünüyorum. Bunu biraz da film izlemekle bir belgesel izlemeye benzetebilirsiniz. Osmanlı tarihini öğrenmek için bu konudaki bir belgesel izlemek herhalde Osmanlı hakkında çekilmiş bir diziden daha doğru ve gerçekçi bilgiler sağlayacaktır bize. Şüphesiz ki izlediğimiz dizi de birtakım bilgilere haiz olmamızı sağlar fakat bir belgesele nispeten çok daha az ve dayanaksız olarak. Filozofların edebî eserleri sorgulamaya, roman yazarlarınınki ise kurguya dayalıdır. Biri olay, zaman ve mekan üzerinden şekillenirken diğeri bir kavramın çevresinde şekillenir. Herhangi bir kavrama dair bilgi edinmek ve onun hakkında hakikate ulaşmak istiyorsak öyle zannediyorum ki felsefî eserler bize daha büyük bir katkı sağlayacaktır.
      +1
    • güdüknecmi
      güdüknecmi 22 Ağustos 2019 - 15:11Bilgiye ulaşma, hakikati bulma açısından felsefenin önemi hakkındaki görüşlerinize katılıyorum. Klasiklerin, felsefeden ayrılan yönünden daha iyi bahsedebilmem için önce, kastettiğim kendi "aydınlanma" ve "bilgi" kavramlarımdan bahsedersem daha iyi olur çünkü önceki yorumumda bu kavramlar çok genel kalmış. Benim "aydınlanma" ile kastettiğim şey daha çok hepimizin günlük hayatta karşılaştığımız, değiştirmek isteyip değiştiremediğimiz problemler, örneğin: iş değiştirme, sevdiğimiz kıza açılma, yurt dışına taşınma, ertelenen bir şeye başlama gibi şeyler. "Aydınlanma" ile kastettiğim şeyler bunlar olunca haliyle bahsettiğim "bilgi" de bu aydınlanmaya giden yolda sahip olmamız gereken bilgi oluyor. Sizin de felsefenin bilgi verici yönünden bahsetmeniz üzerine şu soruyu sormak istiyorum: Salt bilgi yani beynimizin sadece mantık kısmına hitap eden ansiklopedik bilgi benim kastettiğim anlamda aydınlamamıza neden olur mu; en azından klasiklerle kıyaslayınca daha kısa sürer mi? İşin içine biraz da duyguların girmesi gerekmez mi değişim için? Eğer felsefe duygusal anlamda da değişim sağlıyorsa affınıza sığınıyorum, henüz felsefeye giriş aşamasındayım. Bu mantık-duygu sorununu psikolojiden örnek vermek isterim. Mesela 20 li yaşlarda bir insan kedilerden korkuyor. Ona bir kedi yavrusunu gösterip: "Bunun neresinden korkuyorsun? Baksana ne kadar küçük, bir dokunmayı dene eğer sana zarar verirse kendini fazlasıyla koruyacak güce sahipsin" diyoruz. O ise cevap olarak: "Biliyorum bana bir şey yapamaz, ben ondan kat ve kat güçlüyüm ama yine de korkuyorum işte" der. Burada olan şey, kişinin mantık (bilinç) düzeyinde kavradığı bir gerçekliği, duygu düzeyinde kavrayamamasıdır. Bu yüzden benim kastettiğim anlamda "aydınlanamamaktadır". Kişisel görüşüm, felsefenin insandaki bu problemleri çözmesine rağmen klasiklerin bu tarz sorunları daha kısa vadede çözebileceği yönünde, işin duygu boyutuna da girdiğinden dolayı. Tahmin ediyorum ki sizin hakikat ve aydınlanma ile kastettiğiniz şey bunların çok ötesinde, varoluşa, evrene dair şeyler. Örneğin geçen gün okuduğum Martin Eden kitabında, bir grup entellektüel, tartışma halindedir ve adamın biri, karşısındaki 2 kişiye şuna benzer şeyler söyler: "Siz beni pozitivist olmakla suçluyorsunuz ha! (sinirden köpürür) Asıl pozitivist olanlar sizlersiniz!) Tartışma bu tarzda devam etmektedir; anladığım kadarıyla adamların tartıştığı şeyler bizim günlük hayatta tartıştığımız "genel başkan değişsin ya, bunla seçim meçim kazanılmaz" tarzında şeyler değil. Sanırım sizin hakikat ve bilgi dediğiniz seviye bu dolaylarda bir seviye :) Umarım ne anlatmak istediğimi açıklayabilmişimdir. Teşekkür ederim.
      +1
    • mentor
      mentor 22 Ağustos 2019 - 19:00Kendinizi oldukça güzel anlatmışsınız, ben olayı farklı yönden almışım yalnızca. Dilerseniz, sorularınıza tek tek cevap vereyim: Sizin söylemek istediğiniz daha çok kişisel olarak aydınlanma ile alâkadar bir durum. Salt bilgi sizin kastettiğiniz anlamda aydınlanmamızı ''doğrudan'' sağlayamaz. Fakat dolaylı olarak ona hizmet eder. Çok sığ bir örnek vermek gerekirse: Siz, dünyanın başlangıcına ve sonuna dair var olan bilimsel teorileri araştırdığınızda bunlar hakkında kuramsal bilgilere sahip olursunuz. Bu bilgilerden hareketle dünyanın boş olduğu, bir kum zerreceği kadar değersiz olduğunuzu vesaire düşünebilirsiniz. Ya da tam tersi insanın gerçek anlamda akılla donatılarak hayat bahşedilmiş tek canlı olduğu ve dolayısıyla son derece önemli bir varlık olduğu görüşüne yönelebilirsiniz. Bilimsel ilerlemeler ve dolayısıyla aydınlanmalar felsefeye yön verir. Keza bilim de felsefeye. Fakat kişisel aydınlanma noktasında evet, sizin sorularınızı gerçek anlamda cevaplayacak olan alan felsefedir. Söylediğiniz gibi evet, işin içine duyguların girmesi gerekmektedir. Verdiğiniz psikolojik örnekte kişi aklını yani felsefenin temal aldığı mefhumu logosu kullanamaktadır. Aydınlanmasına ket vurulmaktadır. Korkularımızın temeli inançlarımızdır, tıpkı din gibi düşünebilirsiniz. Eğer kişi burada aklını kullanıp birtakım sorgulamalara gitmezse felsefî yönden durumuna bir çözüm getirmek mümkün değildir. Tüm bunları yapmasına rağmen hâlâ bir çözüm yolu bulamamışsa durumun patolojik boyutta olduğu söylenebilir. Bu durumda felsefe çaresizdir, kişi psikaytriye başvurmak zorundadır. Nasıl ki diş ağrısına felsefenin yapabileceği bir müdahale söz konusu değilse keza böyle bir hastalığa da felsefe çözüm getiremeyecektir. Klasiklerin de içinde felsefe yapmak söz konusu olduğu için zaten duygu dünyamıza hitap edebilmektedirler. Hemen her ahlâk felsefesi vicdanı ve niyeti esas alır. Kant'ın ahlâk felsefesi istisnadır. O da niyeti temel almasına rağmen aklı egemen kılmak ister. Felsefe, bilimden farklı olarak yalnızca aklı değil duyguları ve sezgileri de esas alır. Malumunuz sezgicilik diye bir akım dahi vardır felsefede. Aslında söylemeye çalıştığım şey felsefe günlük uğraşlarımıza cevaplar getirir. Hiçbir bilim dalı nasıl evlenmeniz gerektiğine, neyle yönetilmeniz gerektiğine, iş seçerken nelere dikkat etmeniz gerektiğine cevap vermez. Zaten onunla da ilgilenmez. Ama felsefe bununla ilgilenir. Yine Kant'ta gitmek gerekirse Kant'ın Eğitim Üzerine isimli eserinde bir bebeğin nasıl uyutulması gerektiğine dahi cevaplar vardır. Siz, bizim ülkemizdeki sözde entelektüellerin Hegelvâri deyişlerle felsefeyi anlaşılmaz kılmasına bakmayınız. Felsefe, sizin benim gibi insanların karşılıklı sorgulamalar yoluyla ortaya çıkardığı bir alandır. Klasiklerde de bir bebeğin yetiştirilmesi hakkında hikâyeler vesaire okuyabilirsiniz. Fakat onlar, doğrudan bu olayı sorgulamazlar. Hikayeleştirerek, kurgu yoluyla size bunu deyim yerindeyse ''hissettirme''ye çalışırlar. Bir eserin yazınsal sayılabilemesi için temel ilke ''sezdirme''dir. Aksi takdirde o metin ya deneme ya makale ya da günce gibi bir metin haline gelecektir. En basit yoluyla Montaigne'in denemeleri felsefeye yakındır, Gogol'un Ölü Canlar'ı edebî bir esere. Her ikisi de size bir hayat anlayışı sunar. Fakat biri bunu temellendirerek, sorgulamalar yoluyla yaparken diğeri hissettirerek, duygularınıza hitap ederek yapar. Ancak ikisinden de akıl ve duygu belli oradan bulunur. Gogol'un eserinin akıl dışı olduğunu söylemek mümkün değilken keza Montaigne'in eserinin de duygulardan azade olduğunu söylemek mümkün değildir. Özetle klasikler bu işi duygu ağırlıklı yaparken felsefî eserler akıl ağırlık yaparlar. Her ikisi de aydınlanmanıza olanak sağlar. Fakat öyle zannediyorum ki klasikleri okumak daha dolambaçlı bir yolu tercih etmek olacaktır. Aynı zamanda söylediğiniz gibi filozoflar daha üst bir uğraşın içindedirler, o da hakikati aramaktır. Klasiklerin böyle bir derdi yoktur ki olmaması da gayet doğaldır.
    • güdüknecmi
      güdüknecmi 01 Eylül 2019 - 15:54Merhaba, geç cevap yazıyorum kusura bakmayın. Öncelikle, "Bir eserin yazınsal sayılabilemesi için temel ilke ''sezdirme''dir." cümlenize katılıyorum, aynı ilkenin Tarantino tarafından senaryo yazımında da öğütlendiğini biliyorum zira doğrudan dikte edilseydi bu eserler üzerimizde bu kadar etki yapar mıydı bilemiyorum; tabi bu demek değildir ki duygu yoğunluğu az, doğrudan gerçekler üzerinden sorgulama yapan bir eser bizi etkilemesin. Yine konumuza dönecek olursam (klasikler vs felsefe) şunu söylemek isterim: Felsefeye yeni başlayanların okuduğu bir kitap olan "Sofi'nin Dünyası" nda Psikanaliz'in kurucusu olan Freud da bir filozof olarak ele alınmıştır. Freud'un söylediklerine baktığımızda Dostoyevski'den alıntılar yaptığını, yararlandığını görüyoruz, hatta kendisi: "Dostoyevski olmasaydı eğer, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı" diyor. Bu, bize klasiklerin bir filozofu nasıl etkilediğini gösteriyor. Şimdi asıl noktaya geliyorum: Geçenlerde felsefenin, kişiye benim bahsettiğim anlamda "aydınlanmasına" yani günlük problemlerin (iş, eş vs) çözümüne faydası var mı dır acaba diye düşünürken bir TED videosu ile karşılaştım. Videoda özetle, çok yoğun çalışan bir adamın (patron kendisi) işini nasıl daha verimli yapıp hayatta yapmak istedikleri şeylere, denemek istedikleri şeylere nasıl cesaret bulduğunu anlatıyordu. Videoda kendisi gibi hayatını değiştirmiş birine "Stoacılık" hakkında ne düşünüyorsun senin hayatına etkisi ne? diye bir mesaj atıyor ve normalde çok kısa ve öz cevaplar atan adam 2 sayfa dolusu stoacılık ile ilgili mektup yazıyor. Bu video üzerine bir felsefi akım olan "Stoacılık'ın" benim kastettiğim anlamda aydınlamayı sağlayabileceğini düşünmeye başladım ki zaten varoluşçu psikoterapi adında bir terapi yöntemi var ki zannedersem bu terapi yöntemi felsefedeki "Varoluşçuluk" akımından geliyor. Özetle diyebilirim ki, felsefe benim kastettiğim anlamda bir "aydınlanma" sağlayabilir ancak daha "dolambaçsız" olduğu konusunda hem fikir değilim henüz. Bunu şöyle açıklayabilirim: Diyelim ki ben Stoa veya varoluşçu felsefe okumak istiyorum bunun için benim felsefe okumaya antik yunandan başlayarak, kronolojik sırayla okuyarak istediğim akıma kadar gelmem gerekmiyor mu? Eğer böyleyse takdir edersiniz ki varoluşçuluğun geliştiği dönem olan 19. yy' a kadar okumam gerekmiyor mu? Yani tüm bu süreç biraz uzun değil mi klasikleri okumayla kıyaslayınca? Tüm bunlardan farklı olarak birkaç soru daha sormak istiyorum: "aydınlanma" ile asıl amacımız birazcık daha "mutlu" veya "huzurlu" olmak mıdır? Eğer cevap evet ise şuna benzer duyduğum bir sözle karşılık vermek isterim: "Tanrı lanetlemek istediği kuluna yüksek bir bilinç bahşeder". Şunu da kendi gözlemlerinden biliyorum, insan kitap okudukça, geliştikçe; piramidin üstüne çıktıkça yalnızlaşıyor; herkesle anlaşamıyor, eski aktivitelerin bir kısmı artık bayağı, muhabbetlerin bir kısmı ise vakit kaybı olarak geliyor. Ama hiç kendini geliştirmeyen, okumayan insanlara baktığımda, ne aynı boş muhabbetleri etmekten rahatsızlık duyuyorlar ne de rahatsız olduğu şeylerin "asıl" nedenlerini sorguluyorlar ve şunu net olarak söyleyebilirim ki benden kat ve kat mutlular. Bunlara ek olarak bazı düşünürlerin akıl sağlıklarını kaybederek öldüklerini bazılarının da akıl sağlıklarını kaybetme noktasına geldiklerini biliyoruz. Şimdi de bilincin iyi yönlerini değerlendirirsek, yanılmıyorsam Maslow idi, insanın geliştikçe daha üstün bir insan olacağını kendini gerçekleştireğini söylüyordu. Bilinç düzeyimiz arttıkça sorunları çözme becerimizin arttığı, maddi ve manevi yönden zenginleştiğimiz herkesin malumudur zaten. Bilincin iyi ve kötü yönlerini değerlendirdiğimizde acaba bilinçlenmek iyi midir yok köyü mü? Bilinç olarak bir yerde durmamız gerekir mi? Durmamız gerekirse nerede durmalıyız?
  • jagataii
    jagataii 20 Ağustos 2019 - 22:05Vay Schumacher böyle bir adam olduğunu bilmezdim.
    -1
    • parantez
      parantez 20 Ağustos 2019 - 08:17Schopenhauer ile her erkeğin tanışması zor zamanda olur zaten :) ben de boşandığım zaman tanışmıştım :D
      +3
      • mentor
        mentor 20 Ağustos 2019 - 11:39Aslında benimki daha ziyade bir trafik kazasaydı, ama hakkınız var. :)
        +2
    • antonyobalderesi
      antonyobalderesi 20 Ağustos 2019 - 06:13eyvallah kenks
      -2
      © 2004 - 2020 Alkislarlayasiyorum.com Tüm Hakları Coca - Cola'nın formülü ile aynı yerde saklıdır...